Sudan: Bolluk İçinde Yokluk Çeken Bir Kardeş Ülke

12-14 Ocak 2015 tarihlerinde bir grup üniversite temsilcisi olarak Sudan’ı ziyaret ettik, görüşmeler yaptık, işbirliği anlaşmaları imzaladık. Çankırı Karatekin Üniversitesi tarafından organize edilen I. Sudan-Türk Üniversiteleri Uluslararası İşbirliği ve Eğitim Fuarı bizim açımızdan oldukça yararlı oldu. Türkiye’den 24 üniversitenin Rektör veya Rektör Yardımcısı düzeyinde temsil edildiği fuar kapsamında Sudan ve Türkiye yükseköğretim sisteminin çeşitli açılardan analiz edildiği ve işbirliği imkânlarının konuşulduğu sunumlar ve tartışmalar yapıldı. Katılımcı üniversiteler arasında Mevlana Değişim Protokolü ve işbirliği anlaşmaları imzalandı. Başta Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali İbrahim Savaş ve Sudan Yükseköğretim Bakanı olmak üzere, organizasyonun gerçekleştirilmesinde emeği geçen herkese teşekkürler. Organizasyon Çankırı Karatekin Üniversitesi’nin yanı sıra TİKA, Yunus Emre  Enstitüsü, ve Sudan Yükseköğretim Bakanlığının işbirliği ile gerçekleştirildi; ayrıca Sudan Büyükelçimiz Sayın Cemalettin Aydın da etkinliğin başından sonuna kadar bizimle birlikteydi; kendilerine ilgileri için teşekkür ederiz.

Bendeniz Türkiye yükseköğretim sisteminin SWOT (güçlü yanlar, zayıf yanlar, fırsatlar ve tehditler) analizi ve işbirliği olanakları konulu bir sunum yaptım. Türkiye’nin son yıllardaki hızlı yükselişine ve bunun nedenlerine kısaca değindikten sonra yükseköğretim sistemimizin analizini yaptım. Türkiye’nin her alanda dışa açıldığı gibi, yükseköğretim alanında da hızla dışa açıldığını, bugün Türkiye’de öğrenim gören yabancı uyruklu öğrenci sayısının 50 bine yaklaştığını, ülkemizin 2000’li yıllarda makroekonomik göstergelerini hızla iyileştirdiğini, otoyollar, hızlı trenler, köprüler ve havalimanları gibi altyapı yatırımlarıyla, siyasal kamburlarıyla yüzleşen yeni vizyonuyla bölgesel ve küresel bir aktör olarak yükselmekte olduğunu vurguladım. Yapılan konuşmalar ve temaslarda üniversiteler ve ülkeler arasında her düzeyde işbirliğinin önemi dile getirildi. Katılımcı üniversiteler arasında çok sayıda karşılıklı işbirliği ve öğrenci-öğretim elemanı değişimi anlaşmaları imzalandıktan sonra, Türkiye’nin girişimleriyle kurulmuş Teknik Eğitim Merkezi gezildi, Sudan milli müzesi gezildi, üniversite ziyareti gerçekleştirildi, Osmanlı döneminde o topraklarda görev yapmış 2 Osmanlı Paşasının türbeleri ziyaret edildi, çeşitli temaslar yapıldı. İnsanların sıcaklığı, misafirperverliği, muhabbeti ve sevgisi görülmeye değerdi. Birçok bakımdan yararlı ve öğretici bir seyahat oldu…

Uzun hikâye ama, kısa keserek konuşursak, Sudan birçok bakımdan Türkiye’nin 1970’li ve 80’li yıllarını andırıyor. Kaynakları bol, ama yeterince yararlanılamıyor. Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde sulanabilir tarım arazisi var, ama büyük bir bölümü ekili değil, ekili bölümlerinde de verimli tarım teknikleri kullanılmıyor. Türkiye’nin bu toprakların bir bölümünü kiralayıp değerlendirme girişimi olmuş, henüz bürokratik engeller aşılamamış. Barış ve bütünlük kavramları etrafında yeterince güçlü biçimde bir araya gelinemediği, bunun için çabalayan insanlar suikasta uğrayıp devre dışı kaldığı için ülke yakın geçmişte Sudan ve Güney Sudan olarak ikiye bölünmüş. Uğruna kavga verilen nesne, tahmin edileceği gibi, petrol. Eski Sudan’ın üçte birlik bölümü Güney Sudan olarak ayrılmış. Yüzölçümü bakımından eskiden Afrika’nın en büyük ülkesi olan Sudan, yaklaşık 1.9 km2’lik yüz ölçümlü yeni haliyle üçüncülüğe gerilemiş. Bu haliyle bile dünyada 16. sırada. Petrol kuyuları bir tarafta, rafineri ve boru hatları öbür tarafta kaldığı için, bölünme kimseye yaramamış. İki taraf da pişman, iki taraf da hoşnutsuz. Bazı arkadaşlar gezdikleri bir Kur’an kursunda çocukların toz-toprak içinde öğrenim görmeye çalıştıklarını anlattılar. Omdurman’dan sonra Sudan’ın en büyük 2. kenti olan ve toplam 32 milyonluk nüfusun yaklaşık 7 milyonluk bölümünün yaşadığı Hartum baştan sona kentsel dönüşüme ihtiyacı olan bir şehir. Nil Nehrinin “mavi” ve “beyaz” olarak anılan iki kolu Hartum’da birleşiyor, birleşme noktasında nehrin genişliği 600 metreye kadar ulaşıyor. Şehirden hem ekonomik, hem turistik anlamda çok daha fazla yararlanılabilir, mevcut imkânlarla insanlar daha iyi yaşam koşullarına kavuşturulabilir…

Türkiye’den gidip Sudan’a yerleşmiş bir Türk işadamı ile tanıştık, kendisiyle, ayrıca orada okuyan bir Türk öğrenci ve sık sık Sudan’a yolu düşen bir başka Türk işadamı ile birlikte biraz dolaştık, Sudan’da hayat konusunda epey sohbet etme imkânımız oldu. Sohbetimiz, gözlemlerim ve şahit olduğum tartışmalardan edindiğim izlenime göre, Sudan’ın en önemli eksiği sağlam bir hukuk düzeninin olmaması. İşadamı, yatırımcı, girişimci önünü göremiyor, belirsizlik had safhada, keyfi uygulamalara son derece açık bir düzen var. Bir işadamı 300 bin dolarlık kazanç elde etmiş, 200 bin dolarını vergi olarak geri istemişler. Adamcağız “Vergi yasalarına göre hesaplandığında benim vergi borcum 54 bin dolar ediyor” deyince, “o zaman sen 100 bin dolar ver” demişler! Hukuk düzeninin yerleşmediği, öngörülebilirliğin olmadığı, keyfi uygulamaların yaygın olduğu yerde, rasyonel kararlar almak ve icra etmek zordur, girişimciyi yatırıma ikna etmek zordur. Buna, demokratik çoğulcu bir idareye sahip olmamanın zorlukları da eklenince, Sudan’ın yaşadığı sıkıntıları, “bolluk içinde yokluk” durumunu daha iyi anlamak mümkün oluyor.

Yaptığım sunum sonrasında, “Önceki dönemlerde Türkiye’den Batıya doğru olan beyin göçünün son yıllarda tersine dönmeye başladığını söylediniz, bunu Türkiye nasıl başardı?” diye bir soru soruldu. Tam benlik, can alıcı bir soru! Ben de 1980’li yıllardan itibaren Türkiye’nin yaşadığı serüveni özetledim. Rahmetli Özal’ın yaptığı reformları, bu reformların yarattığı zemin üzerine son 10-12 yılda Erdoğan ve Ak Parti hükümetlerinin uyguladığı değişimci, açılımcı, reformcu politikaları anlattım. Devletin milletle barışmaya çalıştığını, ayrımcılığın ve ötekileştirmenin bırakıldığını, ülkenin hem kendi toplumu hem de komşularıyla barışmaya çalıştığını belirttim. Ekonominin dışa açılması, piyasa ekonomisi ve rekabetin tesisi yolunda, demokratikleşme ve sivilleşme yolunda atılan adımlardan söz ettim. Her ne kadar bazı hocalar beni “hocam burası askeri bir idare, neler söylüyorsunuz” yollu uyarsalar da doğru bildiğimi söyledim. Konuşmamın özellikle bu bölümü için dönünceye kadar pek çok kişiden özel teşekkür aldım; demek ki mesaj yerini bulmuş, maksat hasıl olmuş. Tekrar söylemek gerekirse, bir ülkenin kıt kaynaklarından etkin yararlanabilmesi, dünyadan daha çok sermaye ve yatırım çekebilmesi ve daha hızlı kalkınabilmesi için sağlam bir hukuk sistemi şart, devletin milletle barışık olması şart, istikrar şart, belirsizliğin azaltılması ve öngörülebilirliğin artırılması şart. Emperyalizm, sömürü, bütün dünyanın bize düşman olması gibi egomuzu okşayan, geri kalmışlığın izahını kolaylaştıran ama hiçbir derde deva olmayan komplo teorilerini bir kenara bırakıp, istikrarı pekiştirecek ve öngörülebilirliği artıracak siyasi, iktisadi ve hukuki reformlar yapmak Sudan’ın da, Türkiye’nin de, her ülkenin de yararına, vesselam.