Ekonomide Yeni Dönem

Yeni Bakanlar Kurulu açıklandı, böylece birkaç aylık bir sarsıntı ve belirsizliğin ardından Türkiye'yi 4 yıl yönetecek yeni hükümete kavuşmuş olduk,  hayırlı olsun. Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Başbakan Yardımcısı Lütfi Elvan gibi, bazıları üniversite yıllarından arkadaşımız ve değerli dostumuz olan yeni Bakanlarımızın hepsine başarılar diliyorum.

Yeni hükümete ekonomi politikaları bağlamında önemli görevler düşüyor. Zira bir yandan yanıbaşımızda devam eden, en son Rus uçağının düşürülmesiyle hayli kritik bir hal alan kaotik ortamın ekonomiye doğrudan ve dolaylı yansımaları olacak, bunlarla boğuşmamız gerekecek. Bir yandan da bir süredir içine düşmüş göründüğümüz orta gelir tuzağından Türkiye'yi kurtaracak atılımlar yapmamız gerekiyor. 

Mali disiplinden sapılmamalı

Ak Parti hükümetlerinin 2002 yılından bu yana, özellikle de ilk 2 dönemde en başarılı oldukları alanların başında ekonomi geliyor. Bu dönemde Türkiye'nin makro-ekonomik göstergelerinde meydana gelen muazzam iyileşmenin herkes farkında; Türkiye'nin altına imza attığı başarı hikayesini herkes takdir ediyor. Bu başarıda rol oynayan en önemli faktörlerin başında mali disiplin, yani devletin ayağını yorganına göre uzatması, gereksiz harcamalardan kaçınması, savurganlık yapmaması, kaynağı belli olmayan masraf kapılarına yönelmemesi, faiz dışı dengede fazla vermesi geliyor. Yeni dönemde de mali disiplinden sapılmaması son derece önemli; zira yeniden kronik çift haneli enflasyonla, çevrilemez iç ve dış borçlarla muhatap olmamanın yolu mali disiplinden geçiyor.  Merkez Bankası bağımsızlığına halel getirilmemesi, fiyat istikrarı ve finansal istikrar için Merkez Bankasının elindeki enstrümanları serbestçe kullanabilmesi gerekiyor.

Yatırım ortamı iyileştirilmeli

Yeni dönemde ekonominin yeniden bir hızlı büyüme patikasına girmesi önemli; parasal genişlemeye ve talep şişirmeye dayalı değil, yatırım ve ihracata dayalı bir büyümeye ihtiyacımız var. Bunun için iç ve dış yatırımcıya güven veren, belirsizliğin minimize edildiği, öngörülebilirliğin artırıldığı bir ortam yaratılması şart. Bunun yolu hukuk devletini güçlendirecek reformlardan, iç barışı tesis etmekten, dış dünya ile dostane ilişkiler kurmaktan geçiyor. Yabancı yatırımcının fonlarını size emanet etmesi için size ve sisteminize güvenmesi lâzım; içerdeki kavga-gürültü ortamının sona erdirilmesi lâzım.

Bu bağlamda şu anda önümüzdeki en ciddi handikap Suriye’de devam eden savaş. En son Rusya ile düşürülen savaş uçağı nedeniyle ilişkilerin gerilmesinin her iki tarafa vereceği zararlar var. Turizmde rezervasyon iptalleri, vizesiz geçişleri askıya alma, sınırda TIR’lara zorluk çıkarma vs. şimdiden başladı bile. Paris’teki terör eylemleri ve uçak düşürme olayından sonra Batı blokunun Rusya ile yakınlaştığı, doğu-batı herkesin Türkiye'ye karşı tutum aldığı nahoş bir manzara var ortada. Bence bu noktaya hiç gelmemeliydik. “Hırsızın hiç mi suçu yok?” derseniz elbette suçu var, ama bu noktaya gelmemizde Türkiye'yi yönetenlerin yaptıkları hataların (kendi başına buyruk hareket etme, Kürtler başta olmak üzere Suriye’de muhalefetin bir kısmını dışlama, bölgede değişimi biz yöneteceğiz söylemi, zaman zaman kullanılan tehditkar üslup, vs.) ciddi bir rolü var. Dış politikada esaslı bir revizyon şart; vaktiyle Kemalist rejimin de pek tekrarladığı “bütün dünya bize düşman” söylemiyle bir yere varamayız. Bütün gücümüzle çatışmaları sona erdirecek, barış ve istikrarı sağlayacak adımlar atmalı, diplomasiyi devreye sokmalıyız. Gerek göçmenlerle ilgili yükün paylaşılması ve gerekse Orta Doğu’da bir an önce savaşın sona erip istikrarın sağlanması için Türkiye'nin kendi başına değil, belirli güçlerle ittifak edip birlikte hareket etmesi şart. Bir de hükümetin çok ihmal ettiği PR çalışmalarına önem vermesi, dış dünyadaki imajını tamir etmesi, olup bitenlerle ilgili doğru bilgi vermesi, derinlikli analizler yaptırması şart. Çağımız imaj çağı, algı operasyonlarıyla iyi mücadele etmeliyiz.