Ekonomide görünüm

Öncelikle bütün dünyanın gündemine oturan Paris’teki saldırıları şiddetle kınıyor, Fransız halkının acılarını paylaşıyorum. 2015’in sonuna yaklaştık, yıl sonuna sadece 1.5 ay kaldı. Makro göstergeler itibarıyla ekonominin genel görünüşüne kısaca bir göz atmakta yarar var.

TÜRKİYE’NİN BAŞARI HİKÂYESİ

2001 yılında tarihimizin en büyük ekonomik krizine girdikten, tam anlamıyla dibe vurduktan sonra Türkiye 2000’li yıllarda dost düşman herkesin kabul ettiği bir başarı hikayesine imza attı. GSYH 230 milyar dolardan 820 milyar dolara, kişi başına gelir 3.000 dolardan 10.500 dolara yükseldi. Yıllık ihracatımız 36 milyar dolardan 160 milyar dolara, döviz rezervlerimiz 25 milyar dolardan 135 milyar dolara tırmandı. Onlarca yıl çift haneli rakamlarda seyreden ve yüzde 50-100 aralığında gidip gelen enflasyon tek haneli rakamlara düştü; nominal faizler yüzde 60’lardan yüzde 10’lara, reel faizler de yüzde 10-15’lerden yüzde 0-2’lere geriledi. IMF’ye olan borcumuz sıfırlandı; GSYH’nın yüzdesi olarak kamu borç stoku yüzde 70’lerden yüzde 35’lere indi. Nereden baksanız takdire değer bir başarı hikâyesidir bu.

Bunda dış konjonktürün desteği de olmakla beraber asıl belirleyici faktör, Ak Parti hükümetleri altında bu dönemde yakalanan siyasi ve ekonomik istikrar. Bu dönemde hükümetin çizdiği reformcu profil, yaptığı reformlar ve mali disipline çok önem veren politikalar bu başarıda anahtar rol oynadı; emeği geçenleri tebrik ederiz. Amma velakin...

ORTA GELİR TUZAĞI

Ne yazık ki Türkiye ekonomisi son 2-3 yıldır patinaj yapıyor; iktisatçıların orta gelir tuzağı olarak nitelendirdikleri bir yerinde sayma girdabına girmiş görünüyoruz. GSYH 826 milyar dolardan yukarı çıkmıyor, bu yıl 800 milyar dolar olması bekleniyor. Kişi başına gelir 10.500 doları yukarı çıkmıyor; doların son aylarda yükselmesinin de etkisiyle bu yıl sonunda 10 bin doların altına düşmesi, 9.300 dolar civarında gerçekleşmesi bekleniyor. Döviz rezervleri 100 milyar doların altına inmiş durumda.

Yıllık ihracat 160 milyar dolarda yukarı gitmiyor, 150-160 milyar dolar bandına takılmış durumda. Reel ekonomik büyüme hızı 2008-2009 krizi öncesi dönemde tutturduğu yüzde 7’yi geçtik, uzun dönem ortalama (trend) büyüme hızının (%4-5) da altına düşmüş durumda, yıl sonunda yüzde 3 olarak gerçekleşirse sevineceğiz. OECD Türkiye'nin makro göstergelerini aşağı yönde revize etti. Başbakan Yardımcısı Cevdet Yılmaz Orta Vadeli Plân’da (OVP) revize yapabileceklerini söylüyor. Sözün özü, ekonomi eski performansını göstermekten uzak.

Merkez Bankası’nın son yayımladığı verilere göre Eylül ayında cari açık 95 milyon dolar fazla verdi; sevinelim mi, üzülelim mi tartışmalı. Yıllık bazda cari açık 40 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ekonomimizin müzmin sorunlarından biri cari açık. Hızlı büyüdüğümüz dönemlerde artıyor, milli gelire oran olarak yüzde 10’lara yükseliyor. Bunun sebepleri ise ihracatın ve yerli üretimin -enerji başta olmak üzere- girdiler ve aramallarda ithalata bağımlılığı, iç tasarrufların yetersizliği. Petrol fiyatlarının 2 yıl öncesine kıyasla neredeyse yarıya düştüğü bir dönemde bile cari açığımız yüzde 5’lerde. Petrol fiyatları yeniden yükselse veya ekonomik büyüme %5’lere doğru çıkacak olsa, bu oranın hemen yükseleceğinde kuşku yok.

HUKUK REFORMU ŞART

Türkiye'nin 1 Kasım seçimlerinin sonuçlarını, yeniden yakalanan istikrarı fırsat bilerek, hemen ciddi bir atılım sürecine girmesi lâzım. İç piyasaya ve dünyaya, yatırımcıya ve girişimciye güven veren, yatırım ortamını iyileştiren bir Türkiye'ye ihtiyacımız var. Bunun için başta AB reformları olmak üzere, bir süredir çeşitli nedenlerle ihmal ettiğimiz reformları yeniden ciddiyetle ele almamız şart. Ali Babacan’ın sık sık vurguladığı hukuk meselesi hayati önem taşıyor. Ekonomiyi ve siyaseti kişilere ve kişisel tasarruflara bağımlı olmaktan çıkarıp kurumsallaştırmamız, sistemi sağlamlaştırmamız, yasal-hukuksal standartlarımızı evrensel standartlara taşımamız elzem.

Bugünlerde çok tartışılan asgari ücret meselesini ayrı bir yazıda ele alacağım.