15 Temmuz Darbeye Direniş ve Demokrasi Bayramı Olsun! (27.07.2016), Fikir Coğrafyası

Hiç şüphesiz 15 Temmuz Türkiye tarihinin unutulmaz dönüm noktalarından biri olarak anılmayı hak ediyor. O gece ve sonrasında yaşananlar Türkiye'nin bundan sonraki gidişatını derinden etkileyecek önemde olaylar. O günden beri o kadar önemli olaylara şahitlik ettik, o kadar değerli tecrübeler edindik ki, 15 Temmuz, Türkiye tarihindeki sembolik önemini ölümsüzleştirmek üzereDarbeye Direniş ve Demokrasi Bayramı olarak kutlanmalıdır.

Bu tabloyu özlemiştik…
Bu millet cesaretini toplayıp darbeye direnmeliydi...
Siyaset erbabı tehdidi görünce "şapkasını alıp gitmemeli," iktidarıyla muhalefetiyle birbirine destek olmalı, demokrasiye sahip çıkmalıydı...
Sağcısı-solcusu, Alevisi-Sünnisi, zengini-fakiri, kadını-erkeği, genci-yaşlısıyla bütün bir toplum özgürlüğüne ve canına kastedenlere karşı ayaklanmalı, dayanışma içinde olmalı, darbeci çetelere pabuç bırakmamalıydı.
Demokrasiye topyekün sahip çıkılmalı, merhum Menderes'in ve bu ülkeye büyük bedeller ödetmiş bilumum geçmiş darbelerin ve darbe tehditlerinin intikamı alınmalıydı.

İşte 15 Temmuz gecesi bunların hepsi oldu, çok şükür...

O gece tarih yeniden yazıldı. Genciyle yaşlısıyla, sağcısıyla solcusuyla, yediden yetmişe o gece bir millet uyandı. Cumhurbaşkanının çağrısına kulak verdi, derhal harekete geçti. Bir millet darbecilere karşı ayaklandı, sokaklara döküldü, meydanlara indi ve hep birlikte demokrasiye, toplumsal bütünlüğüne, milli birliğine ve huzuruna sahip çıktı. Tanklara, toplara, uçaklara, helikopterlere, silahlara, mermilere göğsünü siper etti, canı ve kanı pahasına darbeyi önledi, muhtemel bir iç savaşın önüne geçti, milli bütünlüğünü tahkim etti.

O gece bir millet destan yazdı; birliğin, beraberliğin, dayanışmanın, direnişin ve cesaretin destanını. Her türlü ayrımcılığı bir kenara bırakıp, ortak bir gelecek için, çocuklarımıza daha iyi bir ülke bırakmak için sokaklara koşmanın, silahlara göğsünü siper etmenin, demokrasiye sahip çıkmanın ve farklılıklarımızla bir arada varolma iradesinin destanını. O kadar büyük bir coşku ve heyecan sözkonusudur ki, on günü aşkın süredir bu coşku dinmemiştir, dineceğe de benzememektedir. Her gece millet meydanlara inmekte, siyasetçisiyle, yerel yöneticisiyle, sanatçısıyla ve sporcusuyla meydanlarda kaynaşmakta, caddelerde fener alaylarından daha muhteşem konvoylarla geçit yapmakta, sabahlara kadar demokrasi ve vatan nöbeti tutmaktadır. Bendeniz de bu gecelerin bir kısmında çocuğumla birlikte darbeye direniş ve demokrasiye sahip çıkma konvoyuna katılmanın, gece yarısı, yayası, arabalısı, bayraklar ve klakson sesleriyle tam bir bayram havasının hakim olduğu sokaklardaki demokrasi şölenine dâhil olmanın bahtiyarlığını yaşadım. Bu yaşadıklarımız Türkiye'de artık darbeler devrinin kapandığını göstermektedir. Bundan sonra bir daha darbeyi aklından geçirecek şaşkınlar bir adım atmadan önce bu çılgınlığın muhtemel sonuçlarını kırk defa düşünecek ve muhtemelen vazgeçecektir. Kısacası, 15 Temmuz’dan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

İşte bu nedenle,

15 Temmuz "demokrasi bayramı" olarak selamlanmalıdır.

15 Temmuz 27 Mayıs’ın, 12 Mart’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın ve 27 Nisan’ın intikamının alındığı gün olarak hatırlanmalıdır.

O gece tanklara direnirken çok sayıda şehit verdiğimiz Boğaziçi Köprüsü’nün 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olarak değiştirilmesi tam da bu bilincin ifadesidir.

Darbe girişiminin başarısız olmasında rol oynayan pek çok önemli faktör vardır. En başta Sayın Cumhurbaşkanımızın ve hükümetin soğukkanlı, dik duruşu, dirayeti, insanları darbeye direnmeye davet etmeleri çok önemli bir faktördür. İkinci olarak, halkın topyekün, Cumhurbaşkanımızın çağrısına uyarak sokaklara dökülmeleri, meydanları ve geçit noktalarını tutmaları, demokrasiyi kurtarmak için canlarını hiçe sayarak darbeye direnmeleridir. Üçüncüsü, siyasi partilerin iktidar ve muhalefetiyle, muhalefet liderleriyle, milletvekilleriyle, yerel yöneticileriyle hep birlikte darbeye karşı çıkmaları ve dayanışma içinde olmalarıdır. Dördüncüsü, TSK Komuta kademesinin ve istisnalar dışında önemli birimlerinin darbeye destek vermemeleri, demokrasiye bağlılık tavrı sergilemeleridir. Beşincisi, cep telefonu, televizyon, internet ve sosyal medya gibi modern iletişim araçlarının sağladığı imkânlar ve bu imkânların darbecilerin işini zorlaştırmasıdır. Nitekim CNN Türk TV ekranında muhabirin cep telefonundan Erdoğan’ın halkı sokaklara çıkmaya davet eden görüntüsü darbe girişimini başarısızlığa mahkûm olmasında hayati bir dönüm noktası olmuştur.

Darbe girişiminin başarısız olmasında nice isimsiz kahramanların da payı vardır. Bunlar arasında kritik noktalarda kişisel olarak bütün gücüyle direnen asker ve sivil vatandaşlarımız bulunmaktadır. İşte bundan biri de, bir zamanlar Kırıkkale Üniversitesi’nde yollarımızın kesiştiği, 28 Şubatçıların eziyetlerine birlikte direnmeye çalıştığımız, sağlam karakterli, yardımsever, güler yüzlü, muhterem insan, değerli ağabeyimiz, demokrasi şehidimiz Ahmet Özsoy’dur. Özsoy’un Türksat iletişim hatlarını açık tutma konusunda verdiği mücadele belki de menfur girişimin akıbetini belirlemiştir (http://www.kamusaati.com/gundem/sehit-ahmet-ozsoy-dan-darbecilere-en-buyuk-darbe-h10957.html). Yine muhterem insan Erol Olçak ve oğlu çok sayıda seveni olan, tanıyanların iyiliğine şehadet ettikleri, o gece şehitler kervanına katılan değerli insanlardır. O gece Hakka yürüyen bütün demokrasi şehitlerimize Allah'tan rahmet, geride kalanlarına ve milletimize başsağlığı ve sabr-ı cemil diliyorum...

Kendileri inkâr etmeye çalışsalar da, günlerdir ortaya dökülen kanıtlar, ipuçları ve itiraflar bu darbe girişiminin esas itibariyle FETÖ ya da Paralel Devlet Yapılanmasının (PDY) bir eylemi, bir cinnet girişimi olduğu anlaşılmaktadır. Belki başarı halinde kendilerine kariyer fırsatı gören, Tayyip beyden veya hükümetin politikalarından hazzetmeyen bazı laikçi-Kemalist unsurların da işin içinde olması ihtimali varsa da, Genel Kurmay Başkanı’na “dilerseniz sizi kanaat önderimizle görüştürelim” demeleri, tankların içinde asker elbisesi giydirilmiş eski emniyetçilerin bulunması vb. gibi bulgular, darbe girişiminin asıl sahiplerinin PDY olduğuna işaret etmektedir. (Bu konuda daha fazla ayrıntı için, bkz. http://www.karar.com/yazarlar/elif-cakir/abd-yonetiminin-mikrofonu-eric-edelman-1696http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/gulenin-darbedeki-parmak-izleri)  

Malûm yapının bir zamanlar eğitim ve hayır faaliyetlerinden dolayı toplumda sempati duyulan bir sivil toplum hareketi konumundan bugün cinnet geçirerek darbe teşebbüsüne kalkışabilecek bir silahlı terör örgütüne nasıl dönüşebildiği, ya da şayet baştan beri öyle idiyse neden uzun yıllar örgütün bu boyutlarının görülemediği gerçekten sosyologların, teologların, tarihçilerin, siyaset bilimcilerin, kısaca sosyal bilimcilerin ciddiyetle üzerinde durup incelemesi gereken bir konudur. 7 Şubat MİT krizi, MİT tırları, 17-25 Aralık,.. derken bu karanlık yapının gelebileceği son nokta böyle bir harakiri girişimiydi, kendi eliyle ipini çekmiş oldu. Şu anda bu yapının tasfiyesine yönelik olarak çok yönlü faaliyetler yürütülmesi gayet anlaşılabilir bir husustur. Ancak bu yapılırken iki şeye dikkat etmek gerekmektedir.

PDY’ye yönelik kızgınlık, öfke, nefret ve OHAL ortamında tasfiye sürecini kendileri için bir kariyer ya da kendini koruma fırsatına dönüştürmek isteyecek kötü niyetli “kifayetsiz muhterisler”e dikkat edilmeli; muhtemel ihbarlar ve ispiyonlamalara iyice araştırılmadan itibar edilmemelidir. Suçlular cezalandırılmalı, çürük elmalar ayıklanmalı, ama kuruların yanında yaşlar yakılmamalı, masumlar iftiraya kurban edilmemelidir, hukukun dışına çıkılmamalıdır. Allah’ın uyarısı açıktır: “… Bir kavme karşı duyduğunuz öfke sizi haddi aşmaya sevk etmesin” (Maide, 5/2).

Bu acı tecrübenin üstüne dikkat edilmesi gereken ikinci husus, gerek TSK, gerekse sivil bürokratik devlet kurumlarını belirli bir klik, cemaat, mezhep ya da gruba teslim etmenin doğurması muhtemel sakıncaları dikkate alarak, devlet teşkilatını tepeden tırnağa reforma tabi tutup, ehliyet-liyakat sisteminin tam olarak yerleştirilmesi gereğidir. Aksi takdirde, nasıl dün masum zannedilip dayanışma içine girilen, önlerine devlet kapıları açılan insanlar bugün başa bela olmuşsa, yarın aynı şey bu kez başka gruplar üzerinden sözkonusu olabilir.

Bu vesileyle, ortaya çıkan manzara devlette topyekün reform için bir fırsat olarak görülmeli, bu satırların yazarının uzun yıllardır dile getirdiği şu tür reformlar acilen devreye sokulmalıdır: devleti kısa yoldan zengin olunacak bir “rant kapısı” olmaktan çıkarmak (kamu alımlarını objektif kriterler üzerine oturtmak, yolsuzluk kapılarını kapatmak), devleti toplum terbiye edici bir baskı aracı olmaktan çıkarmak (resmi ideoloji, resmi din, resmi mezhep kabul etmemek, hayat tarzı ve ideoloji dayatmamak), silahlı kuvvetleri sürekli darbeci üreten bir ocak olmaktan çıkarmak (Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanarak hesap verir bir merci haline getirilmesi, Jandarmanın tamamen sivilleştirilmesi, askeri okulların müfredatının demokratik ilkeler ve değerlere göre yenilenmesi, askeri yargının lağvedilmesi, OYAK’ın özelleştirilmesi, askeri liselere öğrenci alınırken soruların yandaşlara dağıtılmasının önlenmesi, sınavların objektif kriterlere göre yapılması,..) ve nihayet, yargının gerçekten tam bağımsız ve tarafsız olduğu, kimsenin iktidarını tahkim etmek için araçsallaştırılmadığı, sadece hak ve adaletin tecellisine çalışan, insan hakları ve özgürlüklerini önemseyen bir hukuk devletinin tesis edilmesi.

Bitirirken, Allah bize bir daha 15 Temmuzlar yaşatmasın, bu Türkiye tarihinde görüp göreceğimiz son darbe teşebbüsü olsun diye dua ediyorum. O gece iyi bir sınav veren siyasetçilerimizi ve darbeye direnen yiğitlerimizi kutluyorum. O gece direniş sırasında can veren demokrasi şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Bu acı tecrübenin bir ders olmasını, buradan hareketle, toplumdaki birlik havasından da yararlanarak, yöneticilerimizin gerilimi düşüren yapıcı bir söylem benimsemelerini, Anayasa ve TSK’nın yapısı başta olmak üzere gereken bütün reformlara süratle başlamalarını temenni ediyorum.

http://fikircografyasi.com/makale/15-temmuz-darbeye-direnis-ve-demokrasi-bayrami-olsun