Aşırı kredi kartı faizlerine kim dur diyecek? '03.03.2007'


Maliye Bakanının bankaları tüketici kredilerini pompalamamaları, aksi takdirde bu krediler üzerindeki KKDFnin artırılabileceği yolundaki uyarısıyla tüketici kredileri ve kredi kartları üzerindeki faizlerinin yüksek olup olmadığı, bankaların bu yolla tüketiciyi sömürüp sömürmediği konusu yeniden tartışılmaya başlandı. Sorun bir ölçüde "koyun can derdinde, kasap et" özdeyişinde ifadesini bulan menfaat çelişkisiyle ilgili ve tartışmaya değer. Maliye Bakanı veya genelde hükümetin öncelikleri ve kısıtları enflasyonla mücadele ve IMFle imzalanmış olan anlaşmaya sadık kalmaktır. Enflasyonu kontrol etmek ve mali disiplinden ödün vermek istemeyen hükümet açısından tüketici kredileri kullanımındaki artış, mali disiplini tehdit eden bir unsurdur. Tüketici kredileri ve kredi kartlarıyla sağlanan alım gücünün talebe yönelmesi -talep artışı üretim artışıyla dengelenemediği sürece- fiyatları uyaracak, bu da enflasyonu yeniden tırmanışa geçirebilecektir. Bu bakımdan gerekirse faiz artırımı yoluyla tüketimin kısıtlanması arzu edilen bir durumdur. İzahı zor yüksek faiz oranları Oysa tüketici açısından bakıldığında durum bundan oldukça farklıdır. 2001 krizinden bu yana ertelenmiş talepleri bir köşede bekleyen tüketici daha fazla beklemek istememekte, potansiyel talebi efektif talebe dönüştürmek, mal ve hizmet gereksinimini karşılamak istemektedir. Cebindeki nakit paranın ihtiyacını karşılamaya yetmediği ölçüde de ödünç paraya yönelmek kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu bağlamda tüketici açısından arzu edilen durum, ödünç paranın maliyetinin düşük olması, yani faizlerin mümkün olduğu kadar düşük düzeylerde seyretmesidir. Bunun tersi, yani gerek bankadan doğrudan alınan tüketici kredileri gerekse kredi kartları yoluyla kullanılan krediler üzerindeki faizlerin görece yüksek olması tüketimi pahalı hale getiren, borcun ödenebilmesi için kişinin daha fazla çalışmasını ve zahmete katlanmasını gerektiren, dolayısıyla tüketici için hiç de arzu edilmeyen bir durumdur. Türkiyedeki fiili duruma gelince edilmesi gereken bir gerçek, tüketici ve özellikle de kredi kartı faizlerinin makul ölçüleri çok çok aşar boyutlarda olduğudur. DİEnin son yayınladığı rakamlara göre yıllık enflasyon yüzde 10un altındadır. (% 9,8) Bankalar arasında yaptığım kısa bir araştırmadan elde ettiğim sonuçlara göre, ticari bankaların tüketici kredilerinden aldıkları faiz -vadelerine göre kısmi değişme göstermekle birlikte- tüketici kredilerinde % 29 ile % 34; kredi kartı faizleri ise % 63 ile % 90 arasında değişmektedir! Toplum adeta soyuluyor! Otuz yıllık bir kronik enflasyon macerasından sonra tek haneli rakamları yeni görmüş bir enflasyon hÜ¢lÜ¢ yüksek bir enflasyondur ve yakından izlenmesi gerekir, bu konuda yetkilileri kısmen anlamak mümkündür. Öte yandan enflasyon yüksek ise faizlerin de buna paralel olarak yüksek olması normaldir; tasarrufun tasarruf sahibine reel getiri sağlayabilmesi için nominal faizlerin enflasyon oranından yüksek olması gerekir. Uzun yıllardan beri ülkemizde enflasyon ilk kez tek haneli rakamlara indirilebilmiş olsa da, fiyatlar genel düzeyindeki artış oranının ortalama % 1-3 arasında seyrettiği öteki -gelişmiş veya gelişmekte olan- ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiyede enflasyon hala çok yüksektir. Bütün bunlar göz önünde bulundurulsa bile, Türkiyede halen uygulanmakta olan kredi kartı faizlerinin rasyonel, iktisadi ve mantıklı bir izahını bulabilmek kolay değildir. Tüketici kredilerinde durumu bir ölçüde izah etmek mümkündür. Zira Hazinenin % 25-26lar seviyesinde borçlanma ihtiyacı içinde olduğu bir ülkede para alıp satarak geçinen kurumlar olarak bankaların kredi faizlerini bu düzeyin birkaç puan üzerinde tutmaları anlaşılabilir bir durumdur. Gerçi oturmuş bir ekonomide aradaki marjın şimdiki gibi % 8-10 puan değil, belki % 2-3 puan olması beklenir; ancak Türkiye gibi her an her şeyin olabildiği, birilerinin keçi boynuzundan bal çıkarması misali en alakasız konudan rejim krizi üretilebildiği bir ülkede bu marjın öteki ülkelere göre biraz açık olması çok akla aykırı değildir. Oysa kredi kartı faizlerinde görülen fahiş marjı kolay kolay izah etmek mümkün değildir. Piyasada isim yapmış birkaç bankadan topladığım bilgilere göre en ucuz kredi kartı faizi % 63tür. Bu rakam aşama aşama yükselerek % 90ı aşmaktadır. Enflasyonun kabaca % 10 kabul edilmesi halinde nominal faizlerle enflasyon arasındaki fark, yani kredi kartlarına uygulanan reel faiz oranları % 53-80 arasında değişmektedir! Ekmek Teknesinin "Kirli"si sevgili Kadir Çöpdemir gibi bu manzara karşısında "oy oy ooooyyy" dense yeridir. Üstelik bu rakamlar yalnızca son ödeme tarihinde borcunun tamamını ödeyemeyip de taksit taksit ödeyecek olan kişiler için geçerli olup, borcunu ödeme güçlüğüne düşmüş kişilerin borcuna uygulanan "temerrüd faizi" ile davanın adalete intikal etmesi halinde yüklenen avukat ve mahkeme masrafları dahil değildir. Bunlar da dahil edildiğinde bu fark daha da açılmaktadır. "Nasıl oluyor da durum böyle oluyor?" diye sorulacak olursa bu oranları belirleyen etkili ve yetkili kişilerden alınacak muhtemel bir cevap, bu grubun yüksek risk grubu olduğu, kredilerin önemli bir kısmının geri ödenmeme ya da zamanında ödenmeme riski bulunduğu, bunun da yüksek bir risk primini gerekli kıldığı şeklinde olacaktır. Yüksek riskin yüksek risk primi gerektirdiği doğrudur. Ne var ki burada gözden kaçırılan bir önemli nokta bu politikanın iktisatta "ters seçim" olarak anılan soruna yol açma ihtimalinin yüksekliğidir. Gerek tüketici kredileri gerekse kredi kartlarına enflasyon farkıyla izah edilemeyecek kadar yüksek faiz uygulanmasının bankalar açısından doğurması muhtemel, belki de kaçınılmaz sorun, ters seçim sorunudur: Oranlar ya da primler iyi ayarlanmazsa piyasadan iyi müşterilerin kaçıp kötü müşterilerin kalması durumu. Buna göre kredi faizleri yükseldikçe, dolayısıyla tüketicinin normal yollardan ödeme gücünü zorladıkça, borcuna sadık kredi sicili temiz müşteriler piyasadan çekilecek, ancak paraya aşırı derecede sıkışmış, krediyi zamanında ödeyememe riski yüksek müşteriler kredi almak zorunda kalacaktır. Bunun kaçınılmaz sonucu geri dönmeyen kredilerin, bankalarla davalı kredi kullanıcısı sayısının artmasıdır. Nitekim bugün bankacılık sistemini en çok uğraştıran meselelerden biri de kredi kartı kullananlardan doğan gecikmiş alacaklar meselesidir. Çözüm nerede? Bu yazının konusu yalnızca tüketici kredileri, özellikle de kredi kartları yoluyla kullandırılan kredilerle sınırlandırıldığı için önerilecek çözüm de doğal olarak bu sorunlarla sınırlı olacaktır. Yoksa daha genelde bir ekonomide yüksek faiz sorununa nasıl çözüm bulunabileceği konusunun daha kapsamlı bir izah gerektireceği açıktır. Türkiye gibi kronik enflasyon sorununu ve ekonomik krizi aşmaya çalışan, IMFle yaptığı anlaşma gereği bütçe disiplinini sağlamak ve faiz dışı fazla vermek zorunda olan ülkelerde öteki faiz oranları gibi tüketici kredileri ve kredi kartı faizlerinin bir ölçüde yüksek olması beklenmelidir. Ancak Türkiyedeki enflasyon oranları ve öteki makro göstergeler dikkate alındığında fiili durumun rasyonel ekonomik bir izahının yapılması son derece güçtür. Yüzde 50-60 reel faize dünyanın hiçbir ekonomisi de, hiçbir tüketicisi de dayanamaz. Bu gayri makul duruma bir son verilmeli, tüketici ve kredi kartı faizleri enflasyon, Hazine borçlanma faizleri ve öteki makro göstergelerle daha uyumlu hale getirilmelidir. Bankalar kredi kartlı müşterilerin yüksek risk grubu oluşturduğunu düşünüyorlarsa çerez dağıtır gibi adeta yoldan geçene kredi kartı dağıtmaktan vazgeçmeli, kredi kartı verilecek müşteri seçiminde çok daha titiz davranmalıdırlar