AK Partiden Yeni Dönemde Beklenen İcraatlar '25.07.2007'


22 Temmuz 2007 seçimleri AK Partinin örneği az bulunur bir seçim başarısıyla sonuçlanmıştır. İster oy vermiş olun ister olmayın, bu başarıyı görmezden gelemezsiniz; parti ileri gelenlerini siyasi tarihimizde 1954 seçimlerinden başka örneği olmayan iktidara gelen bir partinin bir sonraki seçimde oylarını artırarak yeniden iktidara gelmesi bu başarısından dolayı kutlamak gerekir. AKPnin başarısı sadece toplamda yaklaşık her iki seçmenden birinin oyunu alabilmiş olmasıyla sınırlı değildir: Türkiyenin her bölgesinden oy alabilmiş olması, yalnızca iki il (Şırnak ve Tunceli) dışında Kürt kökenli DTPli bağımsız adaylardan daha fazla destek sağlayabilmiş olması da en az bu kadar önemlidir. Bingölde alınmış olan sonuçlar özellikle öğreticidir: 2002 seçimlerinde 28 bin AKP oyuna karşılık 20 bin DTP oyu varken, 2007 seçimlerinde DTP oyları 15 bine gerilemiş, AKP oyları ise 80 bine çıkmıştır. Öteki hiçbir partinin yörede esamesi okunmamaktadır. Bu sonuçlarla AKP siyaset mühendislerinin hesaplarını boşa çıkarmış, marjinal bir ideoloji partisi değil, toplumun her kesimine hitap eden gerçek bir kitle partisi olduğunu kanıtlamış, yalnızca merkez sağa değil, kısmen solu da içerecek biçimde siyaset yelpazesinin merkezine oturmuştur. AK Partinin bu başarısında, geçtiğimiz 4.5 yıllık dönemde iç siyasette pek fazla olmasa da ekonomide ve dış politikada hükümetin oldukça başarılı icraatlara imza atmış olması ve seçime giderken karşısında ciddi bir alternatifin olmamasının yanısıra, son dönemde cumhurbaşkanlığŸı krizi üzerinden yürütülen siyaset mühendisliğine ve askeri vesayet arayışlarına duyulan tepkinin de önemli bir rolü olduğunda kuşku yoktur. Seçmen kitlesi engin bir sağduyu örneği göstererek, sisteme müdahale edilmesini, hukukun dayatmalara maruz bırakılmasını, sorunlara Meclis dışında çözüm aranmasını onaylamadığını ortaya koymuş, ezici çoğunlukla AKPyi yeniden iktidara getirerek önceki dönemde yapamadığın ama yapman gereken ne varsa bunları yapabilmen için sana bir fırsat veriyorum demiştir. Bu çerçevede AKPnin yeni icraat döneminde öncelikli olarak yapması gereken işlerden bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür. 1. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmalıdır AKP oylarının son dönemde bu kadar artmasının temel nedeni sayın Gülü cumhurbaşkanı seçtirmemek için oynanan Bizans oyunlarıdır. Bütün bu olanlardan sonra, bu kadar açık halk desteğine rağmen AKPnin Abdullah Gülün cumhurbaşkanlığından vazgeçmesi tam bir basiretsizlik örneği olacaktır. Böyle bir durumun ne AK Parti tabanına, ne de Türk halkına izahı mümkündür. Sayın Gülü cumhurbaşkanı Mecliste 353 milletvekili olmasına rağmen cumhurbaşkanı seçtirememek parti liderliğinin önceki dönemde yaptığı en ciddi hatalardan biri olmuş; ancak bu hata hükümeti adeta hasım gören devlet kurumları ve muhalefet blokunun dayatmaları karşısında bu defalık tolere edilmiştir. Bir daha aynı toleransın tekrarlanma şansı çok zayıftır. Kiminle nasıl diyalog kuracaksa kurmalı, AKP liderliği bu sefer sayın Gülü cumhurbaşkanlığı makamına oturtmalıdır. Baykalın Meclis dışından, mesela Sezer gibi tarafsız bir isim üzerinde uzlaşalım lafına kanmamalı, oyuna gelmemelidir. Sayın Sezerin tarafsız bir kişilik olmadığı, CHPden daha sert bir muhalefet yaptığı, hükümetin kararnamelerini ve çıkardığı yasaları veto etmede rekorlar kırdığı, görev süresi dolduktan sonra bile kritik atamalar yapmayı sürdürdüğü ortadadır. Sezer gibi birinin cumhurbaşkanı olması, bu koşullarda, halk desteğini hiçe sayıp bürokrasiye teslim olmaktır, bunun bedelini Türk halkı, son seçimlerde bazı partilere yaptığı gibi, AKPye de ödetmekte tereddüt etmeyecektir. 2. Yeni bir Anayasa yapılmalı, sistem tartışması bitirilmelidir. Eldeki Anayasa, sonraki yıllarda defalarca değiştirilmesine rağmen esas itibariyle hala bir darbe anayasasıdır; özgürlükleri istisna, kısıtlamaları norm kabul eden, sivil toplumun her hareketinden kuşkulanan, demokratik çoğulcu bir topluma yakışmayan yasaklarla dolu bir Anayasadır. Paket paket çeşitli maddelerinin değiştirilmesinin köklü bir çözüm olmadığı görülmüştür. AB hedefine kilitlenmiş bir Türkiyenin daha özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, sivil, halka güvenen, ideolojiler ve dini tercihler karşısında devleti tarafsızlaştıran, vatandaşın zor ve şiddet kullanma dışında ne yaptığına, neye inandığına, ne giydiğine karışmayan bir Anayasa yapılmalıdır. Otoriteryen tek parti rejimlerine özgü resmi ideoloji takıntısından vazgeçilmeli, laiklik ve Atatürkçülük gibi değerler toplumun ihtiyaçları, yaşanan sıkıntılardan edinilen tecrübe ve modern dünyadaki gelişmeler ve demokratik çoğulcu toplumlardaki uygulamalar dikkate alınarak yeniden yorumlanmalıdır. Cumhurbaşkanına adeta padişah yetkileri veren, ama hiçbir sorumluluk yüklemeyen, devletin bütün üst düzey bürokrasisini tek başına atama ve hükümetin icraatlarını kilitleme yetkisi veren mevcut durum sürdürülebilir değildir; son yaşana kriz bunun en açık kanıtıdır. Ülkeyi sürekli siyasi krize sokma riski taşıyan bu sorun ya cumhurbaşkanını halkın seçtiği, yetkilerinin yanısıra sorumlulukları da olan Başkanlık sistemine geçilerek; ya da cumhurbaşkanının yetkilerini kısıp sorumluluk makamı olan Başbakanın yetkilerini artıran parlamenter sisteme yönelik düzenlemelerle aşılmalı, sistem tartışması artık geride bırakılmalıdır. 3. Çetelerin üzerine kararlılıkla gidilmeli, Gladio artıkları dağıtılmalıdır. Son dönemlerde çetelerden geçilmez olması düşündürücüdür. Bunun önemli bir nedeni ilk patlak verdiği zamandan bu yana Susurlukun, yıllar sonra Şemdinlinin üzerine gidilememiş, soğuk savaş döneminden kalma illegal ve informel bir yapılanma olan Gladionun Türkiye ayağının çökertilmemiş olmasıdır. Belçika, İtalya, İspanya gibi birçok NATO ülkesinin yaptığını Türkiye yapamamış, bunun bedelini de olmadık zamanlarda artan terör olayları, sisteme müdahale, darbe, siyasi ve ekonomik krizler olarak ödemiştir. Son dönemde bu tür devlet içinde uzantıları olan, silahlı, kerameti kendinden menkul, kendi kendine vatanı kurtarma misyonu yükleyen yasadışı çeteler ve çetevari oluşumların kararlılıkla üzerinde gidilmeli, bunların ellerindeki silahları hangi kanallarla nerelerden temin ettikleri sorgulanmalı, bilumum Gladio artıkları dağıtılmalıdır. Türkiyenin bu anlamda ciddi bir Temiz Eller operasyonuna ihtiyacı vardır. 4. AB süreci canlandırılmalı, demokratikleşme ve sivilleşme ve yargı reformu tamamlanmalıdır. AB sürecinin son dönemlerde biraz tavsatıldığı bir muamma değildir. Bunda ABnin özellikle Kıbrıs konusunda adım atmaktan çekinen ikircikli tutumunun ve seçimlerde yükselen milliyetçi dalganın gazabına uğrama endişesinin belirli bir rolü olduğunu söylemek mümkündür. Ancak Türkiyenin demokratik, çoğulcu, açık bir toplum haline gelebilmesi ve rekabetçi piyasa ekonomisini yerleştirebilmesi için AB sürecinin oynayacağı hayati rol ortadadır. Hala farkında olmayan varsa, yaşanan deneyimden sonra artık her siyasetçi bunun farkına varmalı ve AB sürecine dört elle sarılmalıdır. ABnin sonunda Türkiyeyi alıp almaması o kadar önemli değildir; o hedefe kilitlenme sayesinde Türkiyenin geçireceği ekonomik, siyasi ve hukuksal değişim ve dönüşümdür. Demokratikleşme, sivilleşme ve zenginleşme idealinin günümüz koşullarında daha gerçekleştirilebilir bir yolu yoktur. Hukuk reformu, son gelişmelerin de gösterdiği gibi, hayatidir: bağımsız, siyasetten ve bürokratik dayatmalardan korkmayan, evrensel aşkın değerler ekseninde örgütlenmiş güçlü bir yargıya olan ihtiyaç her zamankinden fazladır. 5. YÖK, üniversiteler ve meslek liseleri yeniden düzenlenmelidir. Gerek YÖK kurumu gerekse üniversitelerde bilimsel kaliteyi yükseltecek, akademik, mali ve idari özerkliği artıracak, atanma ve yükseltilmeleri objektif kurallara bağlayacak, keyfi uygulama ve yolsuzluk-usulsüzlük riskini en aza indirecek ciddir düzenlemeler yapılmalıdır. Meslek liselerindeki katsayı engeli kaldırılmalı; meslek liseleri ve ortaöğretim baştan aşağı yeniden düzenlenerek, milyonlarca öğrencinin üniversite kapısında yığılmasını önleyecek, gençlerin büyük çoğunluğunu meslek liseleri ve yüksek okullarına, daha azını üniversiteye yönlendirecek bir sistem benimsenmelidir. 6. Ekonomik reformlara devam edilmelidir: özelleştirme bitirilmeli, istihdam üzerindeki yük hafifletilmeli, kayıtdışı ekonomiyle mücadele edilmeli, enerji ve tarımda reformlar yapılmalıdır. Yeni dönemde hükümetin ihmal etmemesi gereken işlerden biri de ekonomik reformlara devam etmektir. Bu çerçevede özelleştirme süreci süratle tamamlanmalıdır. İşsizliği azaltmak için alınması gereken önlemlerin başında istihdam üzerindeki ağır vergi yükü gelmektedir. Yeni dönemde bu düzenlemeler yapılmalı, mali disiplinden sapılmamalı, mümkünse tek vergi gibi basit, uygulaması kolay bir vergi sistemine geçerek kayıtdışı ekonomiyle ciddi biçimde mücadele edilmelidir. Nükleer enerji dahil enerji alanına yatırım yapılmalı, Türkiyenin önümüzdeki yıllarda karşılaşması muhtemel enerji açığı sorununa şimdiden çareler alınmalıdır. Son olarak her girişimleri fiyaskoyla sonuçlanmış, Irakta batağa saplanmış, hatalarının sorumluluğunu yükleyecek günah keçisi arayan Amerikan neoconlarının yerli işbirlikçileriyle el ele yürüttükleri kışkırtma eylemlerinin dolduruşuna gelmemeli, Iraka macera arayışına girmemeli, Irakta işgali sona erdirecek, Kürt, Arap, Türkmen ve Türkleri barış içinde bir arada yaşatacak formüller üzerine odaklanılmalıdır.