Vatandaş, siyasetçilerden ne istiyor? '10.01.2008


Türkiye, 2000li yılların en hızlı yükselen ülkelerinden biri. 2001 krizinden sonra hızlı bir toparlanma sürecine girmiş, ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamış, makro dengelerin ezici bir çoğunluğunu iyileştirmiş, ekonomide, siyasette ve dış politikada ciddi açılımlar ve atılımlar içine girmiştir. 2007 yılında sancılı bir süreçten sonra genel seçimlerini yapmış, yeni cumhurbaşkanını seçmiş, yapılan referandumla bundan sonra cumhurbaşkanlarını halkın seçmesine karar vererek, demokrasi tarihinde dönüm noktası sayılabilecek bir karara imza atmıştır. Türkiyenin son yıllarda yaşadığı en önemli değişimlerden biri de, dış politikada yapılan açılımlardır. II. Dünya Savaşı sonrasında, özellikle de NATOya üye olduğumuz günden bu yana yüzünü hemen tamamen Batıya dönmüş, dış politikasını Batıya endekslemiş, ABDnin bir dediğini iki etmeyen, komşularıyla ilişkileri gergin, İslam dünyası ve Asya ile ilişkileri minimal düzeyde bir Türkiye tablosu egemen olmuşken, Özal döneminde yapılan bazı açılım denemelerinin üstüne AKP hükümetleri döneminde yeni bir dış politika anlayışı geliştirilmiştir. Artık Türkiye, Batıdan vazgeçmemekle birlikte, Doğuya ve İslam dünyasına da eşit oranda yönünü çevirmiş, komşularıyla sıfır problemi hedefleyen, bu doğrultuda zaman zaman ABD ile ihtilafa düşüp tavır koyan bir ülke konumuna gelmiştir. Bu açılımda eski Dışişleri Bakanı, yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün ve başdanışman Ahmet Davutoğlunun ciddi katkıları vardır. 2007 biterken gündemin sıcak konularından biri de Kürt sorunu ve PKK terörüyle mücadele konusu olmuştur. Anadoluda "Eşeğin ağdırmaya görsün, taş koyan olur" diye bir söz vardır. Bir sorununuz olunca tavsiyede bulunacak çok kişi bulunacağını ifade eden bir sözdür bu. PKK ve terörle mücadele konusunda da hükümete çok tavsiyede bulunanlar olmuştur. Bir uçta bazıları Kuzey Iraka geniş kapsamlı bir operasyon düzenlemeyi, Kuzey Iraktaki Kürt yönetimine ders vermeyi, orada kalıcı bir tampon bölge oluşturmayı tavsiye ederken, öteki uçta bazıları terör örgütüyle uzlaşma anlamına gelebilecek önerilerde bulunmuştur. Hükümet ise ortada bir formül denemiş, bölgenin hakimi ABD ile anlaşarak, dış dünyanın kalan bölümünün de diplomatik desteğini sağlayarak, nokta hedeflere askeri operasyon, pişmanlık yasasının yeniden düzenlenmesi ve bölgeye hizmet götürülmesini içeren bir mücadele yöntemi tercih etmiştir. Gerek sözü edilen politik açılımlar, gerek toplumu yönetenlerin imajı, gerekse gündemin öteki sıcak konuları hakkında halkın ne düşündüğüne müracaat etmenin önemi açıktır. Türkiyede kamuoyu araştırmaları giderek daha sık müracaat edilen bilgilenme-bilgilendirme araçları haline gelmektedir. Demokrasilerde halkın ne düşündüğünü bilmek, milletin tepkisini ölçmek ve izlenecek politikalarda buna göre ayarlamalar yapmak, sistemin doğası gereğidir. Amaç halka hizmetse, devlet millete hizmet için varsa, yöneticilere bunun için yetki veriliyorsa, devleti yönetenlerin izlenen politikalar konusunda ne düşündüğünü, yapılan uygulamaları onaylayıp onaylamadığını bilmesinde, gerekirse ona göre işlere çekidüzen vermesinde büyük yarar vardır. Bu bağlamda tarafsız ve saygın kamuoyu araştırmaları önemli bir işlevi yerine getirmektedirler. Son zamanlarda adı sık sık duyulmaya başlamış bir araştırma kuruluşu olan Ankarada yerleşik MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin önemli ürünlerinden biri de "Türkiyede Siyasal Durum Araştırması" başlığıyla aylık düzenli olarak yaptığı araştırmadır. Bu araştırmada her ay Türk kamuoyuna hayatından memnun olup olmadığından gelecekle ilgili beklentilerine, Türkiyenin en önemli sorunlarının ne olduğundan siyasi liderlerin performansını beğenip beğenmediğine, rejim ve laiklik tartışmalarından başörtüsü ve Kürt sorunu konusunda ne düşündüğüne varıncaya kadar bir dizi soru sorulmakta, bir anlamda her ay düzenli olarak Türkiyenin nabzı tutulmaktadır. MetroPOLLün bu çerçevede en son yapmış olduğu araştırma 2007 Aralık tarihlidir. Başta Cumhurbaşkanı ve öteki liderlerin performansı, görevlerini yürütme tarzları, terörle mücadele ve aralık ayında gündem konusu olan öteki bazı olayları halkın nasıl değerlendirdiğinin belirlenmesi amacıyla yapılmış olan araştırmanın bazı ilginç bulgularının altını çizmekte yarar vardır. Genel olarak bakıldığında, halkın % 70,4ünün genel olarak hayatından memnun olduğu; beş yıl öncesi ile kıyaslandığında, bugün % 26,3ünün hayat şartları kötüleşirken, % 29,8inin aynı kaldığı, buna karşılık % 43,9unun hayat şartlarının iyileştiği ortaya çıkmaktadır. Yine halkın çoğunluğunun gelecekle ilgili olumlu beklentilere sahip olduğu, % 55,3ünün önümüzdeki beş yılda hayat şartlarının daha iyi olacağını düşündüğü anlaşılmaktadır. Türkiyenin en temel sorunları neler? Araştırmanın bulgularına göre yeni hükümetin çözmesi gereken en acil sorunların başında, sırasıyla işsizlik (% 28,3), terör/güvenlik (% 27,2), ekonomik sorunlar (% 15,5) ile yoksulluk (% 5,6) gelmektedir. Bunları yine sırasıyla, eğitim (% 3,9), siyasal yapı (% 1,8) ve merkezi yönetimdeki sorunlar (% 1,4), Kürt meselesi izlemektedir. Burada altı çizilmeye değer husus, çözüm bekleyen sorunlar denince ezici bir çoğunlukla insanların aklına ekonomik sorunlar gelmektedir. Terör dışında neredeyse çözülmesi istenen öteki bütün sorunların ekonomik sorunlar olması manidardır. Önemli sorunlar sıralamasındaki ilk 4 maddeden 3ü ekonomik alanla ilgilidir. Eski Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezerin Çankayayı halka kapattığı, iş dünyasıyla yakından ilgilenmediği, dış politika konularında aktif olmadığı hatırlanacaktır. Aksine Abdullah Gül, siyasetin içinden gelen, Dışişleri Bakanlığı yapmış, dış politikada ve iş dünyası ile ilişkilerde oldukça aktif bir profil çizme eğiliminde olan bir kişiliktir. Bu çerçevede yeni Cumhurbaşkanının faaliyetleri, görevini yürütme tarzından halkın hoşnut olup olmadığı merak konusudur. Araştırmanın sonuçları yeni cumhurbaşkanının icraatlarının halktan büyük destek gördüğüne işaret etmektedir: Halkın % 73,9u Cumhurbaşkanının görevini yapma tarzından memnundur. Güle duyulan güven (% 55,6) Sezere cumhurbaşkanlığı döneminde duyulan güvenden (% 29,5) belirgin ölçüde fazladır. Gülün cumhurbaşkanlığı görevini yürütme tarzına verilen not ortalaması 10 üzerinden 7,7dir. Bu arada araştırmaya katılanlara laiklik ve rejim endişesi taşıyıp taşımadıkları da sorulmuştur. Katılımcıların % 35,8i Abdullah Gülün cumhurbaşkanı seçimi sürecinde laiklik ve rejim endişesi taşıdığı, bu kitlenin % 67sinin söz konusu endişesinin halen devam ettiği, % 21,3ünün ise artık böyle bir endişe taşımadığı belirlenmiştir. Gerek Cumhurbaşkanı, gerekse hükümet; icraatlarında şeffaflığa, hesap verebilirliğe, halkla iletişime, demokrasi ve özgürlüğe önem verdiği sürece, zamanla bu yöndeki endişelerin daha da azalacağını tahmin etmek mümkündür. Katılımcılardan iktidar ve iki muhalefet partisi liderini, şu özellikler dikkate alınarak değerlendirmeleri istenmiştir: Güvenilirlik, liderlik, insanların sorunlarını önemseme, yetkinlik, yöneticilik, insanların önem verdiği konularla ilgilenme, sorunları çözebilecek projelerinin olması, demokratlığı, insanlar tarafından takdir edilmesi ve muktedir olması. Söz konusu dokuz kriterin tamamında katılımcılar Başbakan Erdoğanı önde gelen iki muhalefet lideri olarak Baykal ve Bahçeliden üstün bulmuştur. Liderleri görevlerini yürütme tarzına göre değerlendirmeleri istendiğinde, katılımcılar 10 üzerinden Erdoğana 7,6, Baykala 4,2, Bahçeliye ise 5,3 verilmiştir. Bu arada, altı çizilmesi gereken bir nokta da "CHP değişmeli mi?" sorusuna halkın % 76sının CHPnin felsefesi ve siyasetinde değişiklik yapması gerektiği cevabını vermiş olmasıdır. Hükümet AB çalışmalarına hız vermeli Yukarıda hükümetin terörle mücadelede muhalefetin, ulusalcıların ve DTPnin önerdiğinden farklı bir yöntem izlediği belirtilmişti. Bu yöntem askerle yakın işbirliği, ABDyi ve Kuzey Irak yönetimini karşısına almama ve dış dünyanın diplomatik desteğini alarak, nokta hedeflere yönelik askerÜ® operasyonu içeren, Kuzey Irakta başka maceralar peşine düşmeyen bir yöntemdir. Bu arada yeni bir pişmanlık yasası ile terör eylemine bulaşmamış gençlerin eve dönmesini teşvik etme de bu politikanın tamamlayıcı bir parçası olarak düşünülmüştür. Hatırlanacağı üzere CHP ve MHP büyük ölçüde birbirine benzer şekilde, daha şahin politikalar izlenmesini önermişlerdi. PKK ile mücadelede hangi tarafın yaklaşımının daha makul ve mantıklı olduğu sorulduğunda, katılımcıların % 61i AKP liderinin, % 13,1i MHP liderinin, % 6,6sı ise CHP liderinin yaklaşımını mantıklı bulmuştur. Buradan, halkın hükümetin terörle mücadele yöntemini çoğunlukla onayladığı anlaşılmaktadır. Yine altı çizilmeye değer bir konu ABye desteğin artmakta olmasıdır. Hükümetin geçen yıl AB süreciyle ilgili hazırlıkları gevşetmesi ve ABnin bazı kuruntuları yüzünden Türk kamuoyunda AB desteğinin kayda değer biçimde azalarak % 50lere hatta daha da altına düştüğŸü bazı araştırmalarca ortaya konmuştu. Eldeki son araştırmaya katılanların % 61,4ünün ABye katılmaktan yana olduğu belirlenmiştir. Bu oran bir süre önce başka kuruluşlarca yapılan anketlerde gözüken oranların oldukça üzerindedir. AB bağlamında belki bunun kadar ilginç bir bulgu da, ABye katılımla ilgili çalışmaların yeterli olmadığını düşünenlerin oranının % 53,1 olmasıdır. Hükümetin AB çalışmalarına yeni bir ivme vermesi gerektiği anlaşılmaktadır. Nihayet son bir nokta, kanayan yara durumundaki başörtüsü/türban yasağıyla ilgilidir. Anayasal ve yasal bir dayanağı olmayan, iktidar kavgasının bir aracı haline getirildiği için kangren hale gelmiş, Türkiyenin bir ayıbı durumundaki bu yasağa araştırmaya katılanların üçte ikisinden fazlası (% 66,9) karşı çıkmakta, yasağın kalkmasını istemektedir. Üniversitelerde süren bu anlamsız yasağın Türk halkından onay görmediği bir kez daha anlaşılmaktadır. Yeni cumhurbaşkanı, yeni hükümet ve yeni YÖK başkanının el ele vererek, öteki aktörlerin izzet-i nefsiyle oynamadan, "usuletle ve suhuletle" bu soruna bir çözüm bulmalarını Türk kamuoyu beklemektedir.

10.01.2008 Zaman