Pozitivist Laikçilik Değil, Demokratik Laiklik '11.02.2008


Son zamanlarda başörtüsü yasağının kaldırılması için AKP ve MHP işbirliğiyle getirilmeye çalışılan yeni düzenlemeler vesilesiyle öteden beri Türkiyenin en tartışmalı, en çıbanbaşı sorunlarından biri olan laiklik yeniden gündeme oturdu. Kimilerine göre laiklik elden gidiyor. Varsayıma göre laiklik elden giderse memleket de elden gideceği için ne pahasına olursa olsun laiklik korunmalı, dolayısıyla, başörtüsü yasağı devam etmeli! Tam bir ali-cengiz oyunu. Son söyleyeceğimizi en baştan söylemek gerekirse, Türkiyede yasakların kalkmasıyla ve özgürlüklerin önünün açılmasıyla elden gidecek olan şey laiklik değil, laikçiliktir. Elden giden demokratik çoğulcu toplumun yapısına uygun, dini inanışlara ve değerlere saygılı demokratik laiklik anlayışı değil, 19. yüzyıl pozitivistlerine taş çıkartacak ultra-pozitivist bir ideoloji olarak laikçiliktir. Türk toplumunun tarihsel-sosyolojik dokusuna uymayan ve bugüne kadar bu topluma ağır bir bedel ödetmiş böyle bir ideolojinin elden gitmesinde de hiçbir sakınca yoktur. Tarihsel olarak bakıldığında laikliğin Avrupada Katolik Kilisesinin baskısından bunalmış toplum kesimlerinin, özellikle özgürlük tutkunu entellektüellerin Kiliseye, giderek din kurumuna ve Tanrıya başkaldırmasıyla ortaya çıkmış bir tutum olduğunu söylemek mümkündür. Aydınlanma çağının insanlığa sunduğu kötü armağanlardan biri, maalesef, Katolik Kilisesinin yanlışlarını dine mal ederek, özgürlüğün ancak Tanrıya isyanla elde edilebilecek bir nimet olduğu şeklinde, Cumhuriyetin kurucu önderlerini de kısmen etkilemiş olan bu din karşıtı anlayıştır. Ancak aradan geçen zamanda köprülerin altından çok sular akmış, Batı dünyasında, din karşıtlığının insanlığı kurtuluşa erdirmeyeceği görülmüş, zamanla daha makul, daha hoşgörülü bir laiklik anlayışı egemen olmuştur. Zamanla laiklik din ve mezhep çatışmalarının önüne geçmenin, din ile devletin alanını birbirinden ayırmanın ve devleti din ve mezhep anlayışı konusunda taraf olmaktan çıkarmanın en uygun yolu olarak algılanır olmuştur. Türkiye bugün bu anlayışın çok gerisindedir. Uygulamaya bakıldığında altını çizerek belirtmek gerekir ki, tek bir laiklik uygulaması yoktur; her toplumun kendi bünyesine uygun birbirinden oldukça farklı çok çeşitli laiklik anlayışları ve uygulamaları vardır. Anglo-Sakson laiklik anlayışı kıta Avrupasından farklı olduğu gibi, kıta Avrupasındaki uygulamalar da kendi içinde çeşitlilik arz etmektedir. Genel olarak Anglo-Sakson laiklik anlayışı daha hoşgörülü, daha esnek, daha dine saygılı bir anlayıştır. Bu çerçevede ABD laikliğin en esnek uygulamalarına sahne olan ülkedir. ABDde binlerce kilise serbestçe faaliyet göstermekte, halktan topladığı yardım ve bağışlarla türlü etkinlikler düzenlemekte, kendi propagandasını yapmakta, Pazar günleri yetişkinlere yönelik ayinlerin yanısıra, çocuklara ve gençlere yönelik bizdeki Kuran kurslarını andırır biçimde İncil çalışmaları ve dini eğitim vermektedir. Pek çok kilisenin müfredatını kendisinin belirlediği okulları ve yurtları vardır. Hiç kimse bunlara bakıp laikliğin elden gittiği yönünde feryat etmemektedir. İngilterede Anglikan Kilisesi adı altında devletin resmi kilisesi vardır. ABD ve İngilterede kadınların kıyafeti hiçbir şekilde laiklik karşıtlığŸı olarak algılanmamaktadır. Almanyada devlet kilisesi olmamakla birlikte, dini hizmetleri yürütebilmeleri için devlet bütçesinden kiliselere fon aktarılmaktadır. Kıta Avrupasında en katı laiklik anlayışı, cumhuriyetin akıl hocalarına da ilham kaynağı olan, Fransız laiklik geleneğidir. Katoliklerle Protestanlar arasında birbirlerini boğazlamaya varan kötü tecrübenin de etkisiyle, Fransada laiklik önemli ölçüde kendisini din karşısında konumlandırmakta, dinin kamusal hayattaki görüntüsünden hazzedilmemektedir. Buna rağmen Fransız üniversitelerinde başörtüsü yasağı diye bir yasak yoktur. Türkiyenin iktidar seçkinlerinin benimsemiş olduğu laiklik anlayışı, ne yazık ki Avrupadaki en kötü örnek olan, en katı, en hoşgörüsüz, Türkiye gerçeklerinden en kopuk, kendisini en din düşmanı olarak konumlandıran laiklik versiyonu olan Fransız tipi pozitivist laiklik anlayışıdır. Muhtemelen Avrupanın ilmini medeniyetini öğrensinler diye Avrupaya gönderilen ama zamanla II. Abdülhamite karşı muhalefetin başını çeken Genç Osmanlılar ve daha sonra Jön Türklerin Fransada yurt tutmaları Fransız geleneğinin cumhuriyet Türkiyesine aktarılmasında önemli bir rol oynamıştır. O gün bugündür, kıta Avrupası ve Fransada laiklik anlayışı epeyce yumuşamış olmasına rağmen Türkiyede bütün katılığıyla sürdürülmektedir. Bu haliyle laikliğin Türkiyede tuzu kuru toplum kesimleri ve iktidar seçkinlerinin en fazla istismar ettikleri ilke olduğu çok açıktır. Din düşmanı olan da, serbest rekabet istemeyen de, imtiyazlarına dokunulmasını istemeyen de derdini açıkça söylemek yerine muğlak ve hoşgörüsüz bir laikliğin arkasına sığınmaktadır. Şunu artık fark etmek durumundayız ki, tarihsel tecrübenin ışığında modern dünyada bugün kabul gören laiklik anlayışına göre, laiklik genelde din kurumuna, özelde Hristiyanlık veya İslama alternatif bir dünyevi din değildir; aksine, laiklik dinler ve mezhepler karşısında devleti tarafsız konuma çeken, devleti dinin veya dini devletin tahakkümüne bırakmayan bir tutum, bir yaklaşımdır; din ve vicdan özgürlüğünün iptal gerekçesi değil, garantisidir. Durum böyle olunca Türkiyede bitip tükenmek bilmeyen laiklik kavgalarının çözümü, tek cümleyle ifade etmek gerekirse pozitivist laikçilik anlayışından vazgeçmek, yerine demokratik laiklik anlayışını ikame etmektir. Cumhuriyet tarihi boyunca sürekli yapıldığı gibi laiklik ilkesi istismar edilmeye devam edildikçe, dini devletin tahakkümüne vermenin ve inananların inançlarını yaşamalarına engel olmanın, inancın tezahürlerini kamusal alandan kovmanın adını laiklik koyma hilekarlığı sürdürüldükçe toplumsal huzurun ve barışın tam anlamıyla tesis edilmesine imkan yoktur. Toplumsal barış ancak o toplumda yaşayan azınlık veya çoğunluk her toplum kesiminin kendini rahat ve huzur içinde hissedeceği asgari hukuksal, siyasal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmasıyla mümkündür. Mevcut katı pozitivist laiklik yorumunun, daha doğru adlandırmasıyla laikçiliğin bunu sağlama ihtimali yoktur. Zira bu anlayış Türkiye toplumunda yaşayan, üreten, askerlik yapan, vergi veren, devletinin bekasını her şeyin üstünde tutan önemli bir toplum kesimini görmezden gelmekte, aşağılamakta, kız çocuklarının üniversite okumasına engel olmakta, kamusal alanı bu insanlara kapatmaya çalışmaktadır. Değişen dünya konjonktürü ve toplumsal dinamikler ışığında bu durumun sürdürülmesi imkansızdır. Askeri veya polisiye tedbirlerle, darbe korkusuyla, tehdit ve yıldırmayla bu akla ziyan durumu sürdürmeye çalışmak sadece Türkiyenin dünyanın saygın ülkeleri arasına girmesini geciktirmeye, toplumsal gerginliğe, huzursuzluğa, toplumsal enerjinin siyasi çatışmalarla heba edilmesine, vatansever olduğunu iddia edenlerin görmek istediği güçlü Türkiye idealinden daha da uzaklaşmaya yarayacaktır. İnançlara saygılı demokratik laiklik anlayışının benimsenmesi Türkiyenin iç huzurunu ve istikrarını pekiştirmeye ve toplumsal enerjinin ekonomik kalkınmaya harcanmasına büyük katkı yapacaktır. Not. Kısaltılmış bir versiyonu Zamanda (11.02.08) yayımlanmıştır.