MHP Aslına Rücu mu Ediyor? '03.03.2008


Milliyetçi Hareket Partisine bir şeyler oluyor. MHP, Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli liderliğinde son zamanlarda dostunu güldürüp düşmanını ağlatan, milleti sevindirip derin çeteleri tarifsiz hayal kırıklıklarına garkeden eylemlere imza atıyor. Bu durumu en iyi herhalde MHP aslına rücu mu ediyor? sorusuyla dile getirmek mümkün. Bu satırların yazarı kendisini MHPli anlamında milliyetçi olarak görmemektedir; ülkücü hareket içerisinde hiçbir zaman yer almamıştır. Ülkücü veya milliyetçi arkadaşları olmuşsa da kendisi Ülkü Ocakları, Türk Ocakları, Alperen Ocakları veya MHP çatısı altında bulunmamıştır. Aşağıda bir kısmına değinilecek bazı milliyetçilik türlerinden özellikle korkmuş, bunlara karşı durmak gerektiğini düşünmüştür. Ancak Devlet Bahçeli ve MHPnin son zamanlarda özellikle şu beş konuda sergilediği tavır ve yapıcı tutumun büyük bir takdir ve teşekkürü hak ettiğini düşünmektedir: 1) Milliyetçi gençleri sokağa dökmemek, 2) CHP ile MHPyi aynı çatı altında birleştirmeye çalışanların oyununa gelmemek, 3) Cumhurbaşkanlığı krizinin aşılmasında kilit rol oynamak, 4) Başörtüsü yasağının kaldırılmasına önayak olmak, ve nihayet, 5) Derin devlet ve uzantısı çetelerle arasına mesafe koymak. Milliyetçilik modern zamanların, Aydınlanma sonrası dünyanın hiç kuşkusuz en köklü ideolojilerinden biri. Özellikle Fransız devriminden sonra her milletin kendi kaderini tayin, her etnik grubun kendi devletini kurma hakkı olduğu anlayışı bütün dünyaya dalga dalga yayıldı. Bu ideolojik yönelimden en büyük zararı görenlerden biri Osmanlı İmparatorluğu oldu. Sınırları içinde yüzyıllarca barış içinde bir arada yaşatmayı başardığı milletler, Batının da kışkırtmasıyla her biri kendi devletini kurmanın peşine düşünce, koskoca imparatorluk ipi kopmuş tespih taneleri gibi dağıldı, olan hepimize oldu. Neticede milliyetçiliğin Türk versiyonu da doğdu, önce imparatorluğu kurtarma, o mümkün olmayınca Türkiye Cumhuriyetini yaşatma sevdasıyla yanıp tutuşan insanlar, biraz vatan ve millet sevgisi, biraz da İslam veya Müslümanlık sevgisinin ateşlemesiyle bugüne kadar geldiler. Bazılarına göre 1789 Fransız Devriminin insanlığa bir armağanı olan ve bölücü, ayrımcı, ırkçı bir nitelik taşıyan milliyetçilik çağımızda artık miadını doldurmuş, hiçbir derdimize deva olmayacağı anlaşılmış bir ideolojidir. Bazılarına göre ise milliyetçilik bir ara zayıflamaya yüz tutsa bile Sosyalist Blokun dağılmasından ve Amerikanın bütün dünyayı hegemonyası altına alma girişimlerinden sonra yeniden canlanan, eski imparatorluk kalıntısı topraklarda bastırılmış milli kimliklerin yeniden keşfedilmesine yardım eden ve önümüzdeki onyıllarda da bir hayli etkili olacak bir ideolojidir. (1) Aslında her iki söylemin de haklı yanları vardır. İşin gerçeği, homojen ve tektip bir milliyetçilik yoktur; çok çeşitli milliyetçilik türleri vardır. (2) Bu bağlamda milliyetçiliğin örneğin ırkçı, militarist, liberal, muhafazakar, dinsel ve anti-emperyalist versiyonlarından söz edilebilir. Üçüncü dünya ülkelerinde daha yaygın olduğu gözlemlenen milliyetçilik ideolojisinin Türkiyede de çeşitli biçimlerde karşımıza çıktığı bir gerçektir. Kısaca Türk milletini çeşitli dozlarda öteki milletlerden üstün görmeyi, yüceltmeyi ve ona sadakati öngören ideoloji olarak tanımlanabilecek olan Türk milliyetçiliğinin başlıca beş türünden söz edilebilir: Atatürk milliyetçiliği olarak da anılan ve bir yönüyle Kurtuluş Savaşı döneminde yeşerip ülkeye sadakatle tanımlanan, bir yönüyle ise Cumhuriyetin ilk yıllarında devreye sokulmuş olan, aynı dili ve kültürü paylaşan bir Türk milleti inşa etme politikalarından kaynaklanan, Türk kültürüne bağlılığı esas alan, etnik köken ve ırka dayalı milliyetçilik anlayışına resmi milliyetçilik; 1930larda Kadro, 1960lar ve 1070lerde bu kez Yön ve Devrim gibi dergiler çevresinde kümelenen ve Türk Baasçılığı olarak nitelendirilebilecek, Marksizm ile milliyetçiliğin bir sentezini yapmaya çalışan sol eğilimli, iktisadi liberalleşmeye ve dışa açılmaya karşı, İslÜ¢mcılığın yükselişine karşı katı pozitivist bir resmi laiklik anlayışını savunan, anti-Batıcı, Üçüncü Dünyacı, AB karşıtı milliyetçilik anlayışına ulusalcılık; uzun vadede bütün Türkleri tek bir bayrak altında toplamayı amaçlayan, resmi milliyetçiliğin etnik milliyetçi damarından beslenen bir yorumu olan, etnik temelli, Türk-merkezli milliyetçilik anlayışına Pantürkizm veya Türkçülük; resmi milliyetçiliğin modernleşmeci ve kalkınmacı yönüyle barışık, Atatürkün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesini yakalama hedefini benimseyen, çağdaş uygarlıktan bugünkü Batının temsil ettiği siyasi ve iktisadi liberalizmi anlayan milliyetçilik anlayışına liberal ya da yeni milliyetçilik; nihayet kaynağını esas itibariyle dinden alan, ümmetçi, Batı-karşıtı, anti-modernist, yer yer anti-Semitist özellikler taşıyan milliyetçilik anlayışına da dinsel milliyetçilik adı verilmektedir. (3) Türkiyede son zamanlardaki gelişmeleri de dikkate alarak milliyetçiliğin esas itibariyle iki kanaldan ilerlemeye çalıştığı söylenebilir: Türk tarihini neredeyse Cumhuriyetle başlatan, cumhuriyet öncesiyle küs, dini değerlerle arası hiç iyi olmayan, referansları batılı, etnik boyutu ön planda, pozitivist laikçi zihniyete sahip bir milliyetçilik anlayışı olarak ulusalcılık; Türk tarihini çok daha gerilerden başlatan, Osmanlı-İslam geçmişiyle barışık, kafatasçılığı reddeden ve dini-manevi değerlere saygılı, referansları yerli bir milliyetçilik. Birincisine Kemalistler, bir kesim komünistler, en önemlisi de Ergenekon dahil derin çetelerin milliyetçilik anlayışını, ikincisine de Muhsin Yazıcıoğlu liderliğinde BBPnin temsil ettiği milliyetçilik anlayışını örnek vermek mümkündür. MHP öteden beri her iki anlayışın da kendine kısmen yer bulabildiği bir ortak buluşma alanı olsa da, son zamanlarda Devlet Bahçeli önderliğinde MHPnin ikinci çizgiye doğru meylettiğini net bir şekilde gözlemlemek mümkündür. Bu çerçevede, Sayın Bahçeli ve mesai arkadaşlarının terör-AB karşıtlığı-memleketin peşkeş çekildiği söylemi altında, eylemci yönü ağır basan ülkücü gençleri sokağa döküp kardeş kavgası çıkarmanın işten bile olmadığı bir zamanda elinize silah değil, kalem alın söylemiyle kavgadan uzak tutmasını böyle okumak gerekir. Benzer şekilde, ulusalcı taifenin akıl almaz hukuk manevralarıyla meclisi kilitleyip milletin temsilcilerine cumhurbaşkanı seçtirmemeye azimli olduğu bir zamanda TBMMye giderek akla ziyan 367 engelinin aşılmasını sağlamasını böyle okumak gerekir. Yine 9 Mart Cuntacılarının, derin devletin sol elinin taşeronluğunu yapanların, Türk milletiyle baştan beri yıldızı hiç barışmayanların MHPyi CHPye yamama çabalarına iltifat etmemesini böyle okumak gerekir. Ve nihayet, iktidarlarını yasak koyma gücüne dayayanların, kartel medyasının, serbest rekabetten hazzetmeyen büyük sermayenin, kendi iktidarı için memleketi karıştırmaktan kaçınmayacak kadar gözü dönmüş derin çetelerin derin ve tarifsiz hayal kırıklıklarına ve tepkilerine rağmen Türkiyenin bir ayıbı olan üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasına önayak olmasını böyle okumak gerekir. MHPnin, düşünce suçlarının kaldırılması, insan haklarına ve riayet, Türkiyenin dünya ile bütünleşmesi ve serbest piyasa ve özgürlüklerle barışma konusunda kendini ciddi biçimde sorgulaması gerektiğine inansam da, Mümtazer Türkönenin (Zaman, 8.2.08) yerinde ifadesiyle aslına rücu etme yönündeki ilerleyişini her türlü takdirin üzerinde görüyorum. Dışlayıcı ve yabancı düşmanı olmayan bir milliyetçiliğin yerli ve dini değerlerle barışık olmasının, Türkiyede halkın boynunda boza pişirme senaryolarını boşa çıkarmada kilit rol oynayacağı çok açıktır. (1) Acar, M., Radikal Selefi Zihniyete Bir Reddiye, Muhafazakar Düşünce, Yıl 2, Sayı 6, Güz 2005. (2) Türkiyede çeşitli milliyetçilik söylemleri konusunda bkz. Bora, T. (2003) Nationalist Discourses in Turkey, South Atlantic Quarterly, 102:2/3. (3) Alpay, Şahin, Türkiyede Milliyetçilik Türleri, Zaman, 31 Mart 2005.