Devletin milletle barışması açısından Ergenekon '04.07.2008


Herkes bulunduğu yere, ideolojik yönelimine ve siyasi perspektifine göre bir duruş sergiliyor. Bu tartışmalar Türkiyenin demokratik, sivil, çoğulcu, hukukun üstünlüğüne dayalı bir yönetim biçimine evrilmesi sürecinde son derece önemli. Bu satırlar yazılırken iddianame açıklanmış olmadığı ve yargı süreci sona ermediği için, belirli kişiler hakkında yargısız infazda bulunmadan, ama şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bilgi ve belgelere dayanarak, şöyle bir değerlendirme yapmak mümkün görünmektedir. Ergenekon, kolları devlet içine uzanan, asker-sivil her kanatta elemanları olan, TSK, yargı, medya ve üniversitelere kadar sızmış bir suç örgütüdür. Tedhiş örgütü kurmak, illegal faaliyetlere girişmek, silahlı-bombalı saldırılar düzenlemek, cinayet işlemek veya işlettirmek, askeri darbeye ortam hazırlamak gibi dudak uçuklatan faaliyetlere girişen bu çetenin, gerçekleştirdiği menfur eylemlerle Türkiyenin son onyıllarına damgasını vurduğu, darbelere giden yolların taşlarını döşediği, toplumsal infial yaratan pek çok karanlık olayın arkasında senarist, planlayıcı, tetikçi veya uygulayıcı olarak rol aldığı anlaşılmaktadır. Soğuk Savaş döneminde NATO üyesi ülkelerde ABDnin öncülüğü ve finansörlüğünde gerçekleştirilen ve asker-sivil uzantılarıyla, ülkede rejim tehlikeye düştüğü veya komünist bir ihtilal tehlikesi baş gösterirse kendiliğinden harekete geçecek yarı askeri bir teşkilat olarak tasarımlanan Gladio örgütünün Türkiye ayağı olduğu anlaşılan bu çetenin, bütün uzantılarıyla birlikte çökertilmesi Türkiye için hayat-memat meselesidir. Türkiyenin rahatı, huzuru, istikrarı yakalayabilmesi, devletin milletle barışması ve dünyanın saygın ülkeleri arasına katılabilmesi için bu çeteden kurtulmalıdır. Ergenekon Çetesinden kurtulma sorununun neden hayati önem taşıdığına ilişkin üç önemli gerekçe sıralamak mümkündür. Cuntacı zihniyet İttihat ve Terakki kaynaklıdır Bunlardan birincisi, Ergenekondan kurtulmanın Türkiyenin yüz yıldır semalarında dolaşıp ufuklarını karartan İttihat ve Terakkinin (İVT) hayaletinden kurtulmakla ilgilidir. II. Abdülhamide karşı sözde meşrutiyet ve özgürlük getirme vaadiyle ayaklanan, askeri bir darbeyle iktidara gelen, iktidara geldikten sonra uyguladığı baskıcı ve maceraperest politikalarla on yıl içinde Osmanlıyı paramparça etmeyi başarmış İVT cuntasının bu memlekete verdiği zarar, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyüktür. İVTnin iktidarda olduğu 1908-1918, özellikle de 1913-1918 arasında memleket felaketten felakete sürüklenmiş, sözde vatan-kurtarma iddiasıyla girişilen maceraların her biri yeni yıkım ve felaketleri beraberinde getirmiştir. Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı, Sarıkamış faciası, Ermeni olayları, Balkanların, Kuzey Afrikanın ve Hicazın kaybı, Anadolunun işgali, Mondros ve nihayet Sevrin taşlarının döşenmesi hep İVT iktidarının ürünleridir. İVTnin bu ülkeye verdiği zarar Osmanlının dağılma sürecinin hızlandırılması ve bugün bile sırtımızdan atamadığımız bazı trajik olayların yaşanmasına sebep olan yanlış politikalarla sınırlı değildir. Belki Osmanlı İmparatorluğu her halükarda dağılacaktı, aynen I. Dünya Savaşı sonunda zamanın bütün öteki imparatorluklarının (Alman, Avusturya-Macaristan ve Rus) dağılması gibi. İVTnin bu ülkeye verdiği asıl büyük zarar, bu satırların yazarına göre, zihniyet planındadır. İttihatçıların sahip olduğu koyu milliyetçi, hatta ırkçı, katı ulus-devletçi, aşırı merkeziyetçi, tektipçi, baskıcı, halka yabancı, dışa kapalı, korumacı ve komitacı zihniyet sonraki kuşaklar yoluyla Türkiyenin son bir yüzyılına damgasını vurmuştur. O gün bugündür süren devlet-millet küskünlüğü, seçilmiş-atanmış kavgası, özgürlüklerin anarşi yaratacağı kaygısı, darbelerle sivil hükümetleri hizaya getirme geleneği, çeşitliliği tanımanın bölünmeye sebep olacağı algısı zihniyet planında önemli ölçüde İVTnin damgasını taşımaktadır. Bugün Türkiyenin önünü açmak, doğrudan doğruya İVT zihniyetinin bürokratik elitlere miras bıraktığı saplantılardan, tabulardan ve takıntılardan kurtulmaya bağlıdır. Darbeler bir iç meseleden ibaret değildir İkincisi, Türkiyenin dış politikada daha bağımsız, kendi çıkar hesaplarını kendisi yapan, Ankara-merkezli politikalar üreten bir ülke haline gelebilmesiyle ilgilidir. Türkiyenin NATOya üye olduğu günden, hatta II. Dünya Savaşı günlerinden yakın zamana kadar ABD güdümünde, onun bir dediğini iki etmeyen, dış politikasını tamamen Batıya endekslemiş, NATO yörüngesinden çıkma belirtileri gösterdiği dönemlerde fena halde hırpalanmış bir ülke olduğu artık bir sır değildir. Türkiyedeki askeri darbelere sadece iç iktidar kavgasının bir yansıması olarak bakmak bu anlamda resmin bir yarısını görmemek demektir. Evet, darbelerin askerin sistem içindeki yerini tahkim etmek, beyaz Türklerin ayrıcalıklarını korumak, iktidar nimetlerinden çevreyi uzak tutmak gibi boyutları vardır. Ancak belki bundan daha da önemli bir boyut, darbelerin dış ayağıdır. Bugün artık derinlikli analizlerden ve basına yansımış belgelerden anlıyoruz ki, Türkiyedeki darbelerin her biri bir şekilde Gladio-Kontrgerilla-Ergenekon örgütüyle, Türkiyenin ABD ve NATO yörüngesinde tutulması ve kendi başına bağımsız bir rotaya yönelmesinin engellenmesiyle çok ilişkilidir. Bu anlamda İtalyanın, Belçikanın, İspanyanın ve daha birçok NATO ülkesinin Soğuk Savaşın bitmesinin hemen ardından yaptığını yapmak ve Ergenekon çetesini çökertmek zorunluluğu vardır. Vatan-millet-Sakarya şarkılarını dilinden düşürmeyen bu çetenin, ne yazık ki, darbe yaparken veya darbeye giden yolların taşlarını döşerken yaptığı şey, vatan kurtarmak falan değil, NATOnun patronlarının taşeronluğunu yapmaktır. Üçüncüsü Türkiyenin hem içeride kendi halkıyla hem de dünya ile barışabilmesi, komşularıyla barışık, istikrarı yakalamış, hızla büyüyen, piyasa ekonomisine dayalı, çoğulcu ve demokratik bir ülke olabilmesi için Ergenekon çetesinden kurtulması gerekmektedir. Bugün bütün dünyayı peşinden sürükleyen rüzgarlar demokrasi, sivilleşme, çoğulculuk, insan hak ve özgürlüklerinin garanti altına alınması ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır. Ergenekon çetesi bu değerlerin hiçbiriyle barışık değildir. Tam tersine çetenin zihniyeti yasaklara, tabulara, tektipçiliğe, dayatmacılığa, tekelciliğe, yani negatife odaklıdır. Bu zihniyetle Türkiyenin gidebileceği yer, yakın tarihimizin de gösterdiği gibi, istikrarsız, çalkantılı, halkıyla ve dünya ile kavgalı, iç barışı tesis edemeyen, güçsüz, dış güçlerin güdümünde, marjinal bir üçüncü dünya ülkesi olmaktır. Oysa küreselleşmenin estirdiği yeni rüzgarlar, Türkiyedeki toplumsal değişim, AB hedefi, vs. bütün gelişmeler Türkiyenin hızla kendi halkıyla ve komşularıyla barışması, devlet-millet kavgasına son vermesi, piyasa ekonomisini tesis etmesi ve bölgede hızla yükselen bir barış ve istikrar abidesi olmasına çağrı yapmaktadır. Bu gidişi tersine döndürmeye çalışanlar kaybetmeye ve tarihin gerisine düşmeye mahkÜ»mdur. Ergenekon Çetesinden kurtulmak Türkiyenin ayak bağlarından kurtulma ve zenginleşme yolundaki yürüyüşüne çok ciddi bir katkı yapacaktır. Başta soruşturmayı yürüten savcı ve ardında duran siyasi irade olmak üzere, Türkiyenin bu safradan kurtulmasına yardım eden herkese büyük bir teşekkür borcumuz vardır. Bu yolda milletin dualarının ve desteğinin arkalarında olduğunu bilerek, hiçbir tehdide aldırmadan, yılgınlığa kapılmadan yürünmelidir. Zaman, 4 Temmuz 2008