Ergenekondan Çıkış Yolunda Teşekkürü ve Kınanmayı Hakedenlere '21.07.2008

Son zamanlarda Türkiye belki de tarihinin en önemli kırılmalarından birini yaşamaktadır. Şu anda çektiğimiz sıkıntılar, esas itibariyle, askeri cumhuriyetten demokratik cumhuriyete, vesayet rejiminden halk egemenliğine dayalı bir rejime, kişiye özel muamele yapan keyfilikler devletinden hukuk devletine, otoriteryen ulus-devlet modelinden çoğulcu ve sivil yönetim modeline geçişin sancılarıdır. Türkiye'de ilk defa emekli orgenerallerin tutuklanabilmesi, devletin içine sızmış çetelerden temizlenmesi konusunda belirli bir asker-sivil işbirliğinin kurulabilmiş olması ve Türkiye'nin son yarım yüzyılını karartan olayların arkasında olduğu hissedilen bir suç örgütünün üzerine gidilebiliyor olması, hayati derecede önemlidir. Gelecekte Türkiye'nin tarihini yazacaklar, 2000'li yıllarda yaşananları büyük olasılıkla Türk tarihinin kırılma anlarından biri olarak niteleyeceklerdir. Ceberrut-buyurgan devletten hizmetkâr devlete, otoriteryen tektipçi yönetim anlayışından çoğulcu ve sivil bir demokrasiye evrilmekte olduğumuz bu süreçte yapıp ettikleriyle, yazıp çizdikleriyle, sergiledikleri ilkeli tutum ve medeni cesaretle teşekkürü hak eden birçok kişi ve kuruluş vardır. Buna karşılık, yine aynı şekilde, yapıp ettikleriyle ve yazıp çizdikleriyle gerçek kimliklerini ortaya koyan, demokrasi ve hukuk devleti yürüyüşünde yaya kalan, ilkeli gazetecilik konusunda sınıfta çakanlar da mevcuttur. Bu yazı, bunlardan teşekkürü hak edenlere teşekkür borcumuzu, kınanmayı hak edenlere de kınama borcumuzu dile getirmektedir. Teşekkürü hak edenlerden başlayalım. Hilmi özkök: darbelere geçit vermediği için Eski Genelkurmay Başkanı Org. özkök, 2003 ve 2004'te bazı Kuvvet Komutanları darbe planlamaya çalışırken, devletin anayasal düzenini silah zoruyla değiştirmeye yönelik planlarla uğraşırken, demokrasiye saygılı bir asker olarak bu tür illegal arayışlara destek vermediği, darbe destekçilerinin cesaretini kırdığı, bu suretle ülkeyi yeni bir askeri darbe belasına bulaşmaktan uzak tutmayı başardığı için büyük bir teşekkürü hak etmektedir. özden örnek: darbe günlüklerini kaleme aldığı için Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı özden örnek—veya o değilse, her kimse—darbe günlüklerini kaleme alarak, kendilerinden sınır güvenliğini sağlayacak savunma politikalarını icra etmeleri ve sınırları koruyacak tedbirleri almalarını beklediğimiz üst rütbeli askerlerimizden bazılarının ne kadar siyasete bulaşmış olduklarını, darbe peşinde koştuklarını ve seçimle iktidara gelmiş bir hükümeti nasıl adeta bir siyasi rakip gibi algıladıklarını bir kez daha bütün ayrıntılarıyla görmemize ışık tuttuğu için, teşekkürü hak etmektedir. Alper görmüş: darbe günlüklerini yayımlama cesareti gösterdiği için Büyük bir gazetecilik başarısına imza atarak Nokta dergisinde darbe günlüklerini yayımlayan Alper Görmüş, Türkiye'nin 2003 ve 2004'te iki darbe tehlikesi atlattığını kamuoyuna duyurduğu, bütün yıldırma çabalarına rağmen yayımladığı haber ve belgelerin ardında ısrarla durduğu ve Ergenekon operasyonu sürecini hızlandırmaya katkı yaptığı için teşekkürü hak etmektedir. Savcı Zekeriya öz ve Emniyet Güçleri, böylesine çetrefil-karanlık ilişkilere ve devlet içinde kendilerini koruyan destekçilere sahip, muhtemelen dış bağlantıları olan Ergenekon çetesine karşı cesur bir mücadele yürüttükleri, düzenledikleri başarılı operasyonlarla çetenin elini kolunu bağladıkları ve kaosa davetiye çıkaran muhtemel korkunç hadiselerin önüne geçilmesine katkıda bulundukları için teşekkürü hak etmektedir. Taraf Gazetesi, darbe günlükleri ortaya çıktığı günden bu yana yaptığı cesur yayınlar, demokrasi ve hukuk devletinden yana ilkeli duruşu, büyük gazetecilik başarısı sayılması gereken haber ve yorumlara imza atması ve solun kendisini sorgulamasına kapı aralayan yorumlara yer vermesi nedeniyle, esaslı bir teşekkürü hak etmektedir. Org. Yaşar Büyükanıt ve Org. İlker Başbuğ, darbecilerle birlikte hareket etmedikleri ve “TSK bir suç örgütü değildir, suçu işleyen cezasını çeker” tavrı sergiledikleri için teşekkürü hak etmektedirler. Emekli askerlerin Ergenekon operasyonu kapsamında askeri lojmanlardan alınarak sorguya çekilmeleri ve daha sonra tutuklanmaları onların işbirliği ve desteği olmasa, herhalde biraz zor yapılabilirdi. Bu iki komutanın TSK'nın üzerinde dolaşan şaibelerden kurtarılması, suça bulaşmış unsurların ayıklanması ve yavaş yavaş gelişen, demokratik ülkelere yakışır bir asker-sivil ilişkileri düzeni kurulmasına katkıları da takdirle anılmalıdır. Tamer Korkmaz, Zaman ve Yeni Şafak'taki günlük gazete yazıları, TV1'deki Ezberbozan programı ve Ankara-Washington Hattı kitabıyla ufkumuzu açtığı, Türkiye'nin taa 1944 gibi erken bir tarihten beri nasıl ABD'nin güdümüne girdiği ve Türkiye'deki askeri darbelerin dış ayağı konusunda yaptığı derinlikli analizlerle resmin bütününü görmemize son derece önemli katkılar yaptığı için, büyük bir teşekkürü hak etmektedir. Şamil Tayyar, gerek gazete yazıları ve gerekse Operasyon Ergenekon adlı önemli kitabıyla Ergenekon'un ne belâlı bir çete olduğu, birbirinden kopuk gibi görünen bombalama, suikast, cinayet,.. gibi olayların nasıl aynı tezgahtan çıkma eylemler olabileceği konusunda ufuk açıcı ve cesur değerlendirmeler yaptığı için teşekkürü hak etmektedir. Graham Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti adlı kitabıyla Türkiye'nin son yıllarda Washington'un gölgesinden yavaş yavaş nasıl çıktığını ve bağımsız bir dış politikaya yönelerek yükselen bir bölgesel güç haline geldiğini yetkinlikle değerlendirdiği için takdir edilmelidir. Türkiye'nin yüzyılın başlarında içine girdiği bazı Kemalist aşırılıklardan vazgeçerek Ordadoğu, Asya ve Müslüman Dünya ile barışmasının, Brüksel veya Washington merkezli politikalar yerine Ankara merkezli politikalar izlemesinin hem Türkiye, hem bölge ve hem de Batı dünyası için uzun dönemde daha iyi olacağına işaret ettiği analizler gerçekten üzerinde durmayı hak etmektedir. Genç Siviller, mizahın gücünü iyi kavradıkları, medeni cesaretleri ve gerçekleştirdikleri birbirinden ilginç eylemlerle darbecilere, devlete ve Türk halkına “artık yeter, bu kez darbeye direniş hakkımızı kullanalım” mesajı verdikleri için, sayıca az bile olsa kavrayış gücü yüksek ve cesur bir avuç gencin kamuoyunu etkilemede ne kadar başarılı olabileceğini gösterdikleri için teşekkürü hak etmektedirler. Gazeteciler, akademisyenler ve aydınlar olarak Gülay Göktürk, Ali Bayramoğlu, Fehmi Koru, Ahmet Altan, Yasemin çongar, Etyen Mahçupyan, Mehmet Altan, İhsan Dağı, Mümtaz'er Türköne, Mustafa Erdoğan ve adını burada sayamadığım birçok insanı da bu halkaya eklemek gerekir. Bu değerli insanların katkıları sayesinde Cumhuriyet gazetesini bombalama eylemlerinin, Danıştay saldırısının, Rahip Santoro cinayetinin, Malatya Zirve Kitabevi katliamının, Hudson kâbus senaryolarının, Anafartalar çarşısı saldırılarının, 27 Mayıs'tan 28 Şubat'a ve 27 Nisan'a uzanan süreçte yaşadığımız travmaları nasıl aynı karanlık odağın tezgahından çıkan kaos senaryosunun parçaları olarak değerlendirmenin mümkün olduğunu görmüş bulunuyoruz. Bu farkına varma sayesindedir ki, bugün bütün kriz senaryoları, toplumsal infial girişimleri boşa çıkmaktadır. Son olarak, 1950'li yılların sonlarından beri pek çok karanlık senaryoda figüran olarak kullanılmış, dolduruşa getirilmiş, askeri darbelerin gerekçesi olarak kullanılan birçok olayın parçası haline getirilmiş Türk halkına, bugünkü senaryoları yutmadığı, bu kez dolduruşa gelmediği, “ben bu filmi daha önce görmüştüm, bu defa inadına dolduruşa gelmeyeceğim..” tavrıyla soğukkanlılığını kaybetmediği ve darbecilerin ekmeğine yağ sürecek fevri tepkiler vermediği için büyük bir teşekkür borçluyuz. Bu aklıselim ve soğukkanlı duruş devam ettiği, yargıya çetelerin üstesinden gelmek için ihtiyaç duyduğu manevi-psikolojik desteği verdiği sürece, Türkiye'nin geleceğine olan umudumuz tazelenmektedir. Bir de kınamayı hak edenler var, onların da hakkını vermeden geçmeyelim. Vaktiyle—aktörleri karşıt cenahtan birileri olduğu için—Susurluk olayının ısrarla üstüne gidilmesini isterken bugün—ucu yandaşlara ve kendilerine dokunduğu için—çark eden, Ergenekon'la ilgili gelişmeleri ya görmezden gelen, ya küçümseyen, ya kafa karışıklığı yaratma ve delil karartmaya çalışanların; Susurluk'un da Ergenekon'un da aynı hukuksuzluğun, darbeci ve faşist zihniyetin eseri olduğunu göremeyenlerin; darbe zamanlarında hürriyetleşen radikallerin, kendi gazetelerine yönelik bombalı saldırıların ümraniye gecekondusunda bulunan, devlete ait bombalarla aynı seriden olduğu anlaşıldığı halde üstüne gitmeyenlerin; kendi gazetelerinde yazan cesur gazetecilerin kurban gittiği faili meçhul cinayetlerde “arzın merkezine seyahati” göze alamayanların; bunca kanıt, bağlantı, telefon görüşmesi, bilgisayar çıktısı, vs. belge ve bilgi ortada olduğu halde, hâlâ “neyle suçlandıklarını bilmiyorlar” şarkısı terennüm edenlerin; darbeci generallerin karşısında el-pençe divan duranların; dünyada solun temsil ettiği hiçbir değerle barışık olmadığı ve “faşistin solcusuna ulusalcı denir” ifadesini haklı çıkarır müptezelliklerle sosyalist enternasyonaldan kovulma noktasına gelenlerin; gazetecilikle tetikçiliği karıştıranların; darbecilerin darbe toplantılarına katılanların; sipariş psikolojik harekat manşetleri atanların, normal zamanlarda demokrasi nutukları atarken zor zamanlarda darbe korosuna katılanların; halksız demokrasiden ve buyurgan devletten yana olanların, halkı “bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam” olarak görenlerin; başörtülü kızların eğitim özgürlüğü söz konusu olunca kırk dereden kırbir su getirenlerin; “görünen köyün kılavuz istemez, ateş olmayan yerden duman tütmez ve mızrak çuvala sığmaz” atasözlerinin çok iyi betimlediği darbe girişimleri ve istikrarı bozma eylemleri ortadayken denizanası gibi cıvık, ilkesiz, omurgasız, iskeletsiz, kaygan ve kaypak hareket edenlerin de kocaman bir kınamayı, esaslı bir protestoyu ve canhıraş bir tel'ini hak ettikleri açıktır. Andıççı medyanın ve darbeci sözde gazeteci, akademisyen ve entellektüellerin bütün karartma gayretlerine rağmen bugün geldiğimiz noktada, Ergenekon'un ve benzeri suç örgütlerinin üstüne gidilmesi ve bütün uzantılarıyla beraber çökertilmesi hayati derecede önemlidir. Türkiye'nin önünde büyük bir temizlenme ve yenilenme fırsatı çıkmıştır; bu fırsat iyi değerlendirilmelidir. Bugüne kadar devlet içinde örgütlenen veya devletin bir kısım kaynaklarına erişimi olan çeteler gerçekleştirdikleri hukuk-dışı eylemlerle ülkenin istikrarsızlaştırılması işlevini başarıyla(!) yerine getirmişlerdir. Bugün Ergenekon olarak karşımıza çıkan örgüt ve onunla bağlantılı başka çetelerin, taa 6-7 Eylül 1955 olaylarına kadar geri giderek, her bir darbede veya darbeyi meşrulaştıran gerekçeleri oluşturan olaylarda oynadıkları rol titizlikle araştırmalıdır. Söz konusu olayların ilk akla gelenleri arasında 6-7 Eylül olayları, K. Maraş ve çorum olayları, Sivas Madımak Oteli yangını, Bahçelievler katliamı, Gazi mahallesi olayları; Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Doğan öz, Bedrettin Cömert, Muammer Aksoy, çetin Emeç, Bahriye üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, ve Hrant Dink cinayetleri başta olmak üzere yüzlerce faili meçhul cinayetler; özal'a, Ecevit'e ve Karadayı'ya yönelik suikast girişimleri; Danıştay suikastı, Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Kitabevi katliamı, Anafartalar çarşısı ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanması,… gibi lanetlenesi olaylar vardır. Temennimiz Ergenekon operasyonu ile ele geçen bu fırsatın iyi değerlendirilmesi, Türkiye'nin artık bir daha geri dönmemek üzere darbeler döneminden çıkması ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik, sivil bir cumhuriyetle yoluna devam etmesidir.

Not. Bu yazı yazıldığı tarihte eski Gn. Kurmay Başkanları Org. Büyükanıt ve Başbuğ'a "TSK bir suç örgütü değildir; suç işleyen varsa cezasını çekecektir" dedikleri için teşekkür edilmişti. Ancak izleyen dönemde her ikisinin de bu konuda iyi bir sınav veremediklerini (Şemdinli'deki "iyi çocuklar," savcının başına gelenler, karakol baskınları, basına ve aydınlara yönelik tehditler, harp gemisinden mesajlar, vs.) düşünüyorum; teşekkürümü geri alıyorum.