Prof. Dr. Mustafa Acar
  Kırıkkale Üniversitesi
  İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
  İktisat Bölümü
  info@mustafaacar.com
  Kırıkkale Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Ankara Yolu 7. km 71450 KIRIKKALE
Görsel Tasarım, Oğuz Çetin
Programlama alt yapısı, Erdem UĞUR
MAKALELER ESERLER ÖZGEÇMİŞ GÜNDEM İLETİŞİM LİNKLER
ARAMA :  
Kriz Tacirlerine İnat Ekonomi Düşman Çatlatıyor!
17.04.2007

Geçtiğimiz hafta içinde açıklanan ekonomik veriler, Türkiyede bir süredir yüksek sesle gürültü koparan kriz tacirlerine inat ekonominin gayet iyi yolda, düşman çatlatır nitelikte olduğunu ortaya koymuştur. TÜİK, Hazine ve Türkiye İhracatçılar Birliği tarafından milli gelir, büyüme hızı, dış borç stoku ve yabancı sermaye konusunda geçtiğimiz günlerde açıklanan veriler, istikrarı bozmaya yönelik bütün çabalara rağmen Türkiyede dengelerin önemli ölçüde yerine oturduğuna ve ekonominin iyi yolda olduğuna işaret etmektedir.

TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre Türkiye ekonomisi (GSYH) 2006 yılının 4. çeyreğinde %5.2, yılın tamamında ise %6.1 büyümüştür. Beklentilerin üzerinde bir büyümeye işaret eden bu rakamlar, Türkiyenin yakın tarihinde hiç olmayan şekilde, üst üste 20 çeyrektir sürekli bir büyüme trendi yakaladığı anlamına gelmektedir. Bunun önemini anlamak için 1958-1998 arası 40 yıllık dönemde Türk ekonomisinin 20 defa, yani ortalama iki yılda bir krize girmiş olduğunu hatırlamak gerekmektedir. 2001 krizi sonrası yakalanan istikrar sayesinde ekonomi hızla toparlanmış, istisnalar dışında makro göstergeler büyük ölçüde iyileşmiştir. Bu bağlamda ekonomideki faaliyet hacminin büyüklüğünü gösteren milli gelir 2002 yılında itibaren sürekli artarak 2006 yılında ilk kez 400 milyar doları aşmıştır. Buna bağlı olarak kişi başına gelir de dolar bazında %9.4 artarak 5 477 dolar olmuştur. Bu rakam, 2001 krizinde 2100 dolara gerilemiş olan kişi başına gelirin izleyen beş yılda 2.6 katına çıktığını göstermektedir.

Geçen hafta bir başka iyi haber ihracat cephesinden gelmiştir. İhracatçılar Birliği’nin açıkladığı rakamlara göre 2007 Mart ayında ihracatta 8.9 milyar dolar gibi rekor bir artış elde edilmişti. Bu rakamın önemini kavramak için de, 1980 yılında Türkiyenin bir yıllık toplam ihracatının 2.7 milyar dolar olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Bir başka deyişle Türkiye 2007 Mart ayında, 1980 yılının tamamında yaptığı ihracatın 3 katından fazlasını gerçekleştirmiştir. Yıllık ihracat 90 milyar doları aşmış, 100 milyar dolar hedefine doğru koşmaktadır.

Ekonomide işlerin iyi yolda olduğuna işaret eden bir başka konu kamu borç stokundaki gelişmelerdir. Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’ın verdiği bilgilere göre şu anda kamu borç stokunda Türkiye Euro bölgesinden (tek para birimine geçmiş AB’nin 12 kıdemli üyesinin oluşturduğu bölge) daha iyi durumdadır. 2002 yılında %93 seviyesinde olan AB tanımlı net kamu borç stokunun GSYH’ya oranı %60.7 olarak tespit edilmiştir. (Merkez Bankası ve KİT’lerin borçlarını da hesaba katan geleneksel tanıma göre bu oran 2001’de %97 iken, 2006’da %44’e düşmüştür). Euro bölgesi ortalamasının %70.8 olduğu bu oranın Yunanistan’da %107.5, İtalya’da %106.6, Belçika’da %93.2, Malta’da %74.2 ve Almanya’da %67.9 olduğu dikkate alınacak olursa, Türkiyenin göreli olarak ne kadar iyi durumda olduğu daha kolay görülebilir. Krizlerden başımızı kurtaramadığımız 1990’lı yıllarda ve 2000’li yılların başında sürekli artarak 2004 yılında 204.4 milyar dolara erişmiş olan toplam kamu net borç stoku, bu tarihten sonra gerilemeye başlamış, 2005’te 200.5, 2006’da da 183.4 milyar dolara düşmüştür. Başka bir deyişle kamu borç stokunda son iki yıldır hem mutlak, hem de oransal olarak gözle görülür bir iyileşme söz konusudur.

Ekonomide son yıllarda gözle görülür bir iyileşmenin yaşandığı ve, dolaylı etkileri de dikkate alındığında, makro göstergelerdeki iyileşmede en büyük pay sahibi gelişmelerden biri de hiç kuşkusuz bütçe açıklarındaki iyileşmedir. Devletin her kesime bol keseden ulufe dağıttığı, ayağını yorganına göre uzatmadığı, kısa vadede bazılarının yüzünü güldürecek popülist politikalarla hovardaca harcama yaptığı dönemlerin faturasının yüksek kamu açıkları, kronik enflasyon, düşük büyüme ve sık tekrar eden ekonomik krizler olarak geri döndüğü bugün artık çoğumuzun idrak ettiği bir gerçektir. Bu anlamda 2001 krizinden sonra, özellikle de mevcut hükümet döneminde kamu maliyesinde sağlanan disiplin son derece önemlidir. Bu disiplin sayesindedir ki 2001 yılında GSMH’nın %17’si gibi dünyada rekor sayılabilecek bir düzeye erişmiş olan bütçe açıkları izleyen dönemde aşama aşama gerilemiş, 2006 yılında %0.7’ye düşmüştür. Bunun anlamı, onlarca yıldan sonra ilk kez denk bütçenin hemen hemen yakalandığıdır. 2001 yılında %68 dolayında olan enflasyonun 2006’da %10’a düşürülebilmesi de önemli ölçüde kamu mali disiplini ve Merkez Bankası’nın esas itibariyle parasal istikrardan sorumlu özerk bir kuruluş haline getirilmiş olması sayesindedir. TÜİK’in yaptığı araştırmalar son yıllarda gelir dağılımının da eskiye kıyasla kötüleşmediğine, az da olsa bir iyileşme trendinde olduğuna işaret etmektedir.

Sayın Demirel’i zaman zaman ulusalcı kanallarda hükümete yüklenirken, mevcut gidişatı eleştirirken izliyor, gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Süleyman Bey boşuna endişeleniyor: bugün ekonomideki hiçbir gösterge kendi dönemlerindeki kadar kötü değildir; üstelik bugün üstesinden gelinemeyen bazı sorunlarda—köylülük ve sosyal güvenlik gibi—da kendi damgası vardır. Bundan birkaç ay önce Süleyman Bey’i Gündüz Aktan’ın programında izlemiştim. Türk ekonomisinin en önemli 3 sorunu olarak şunları sıralıyordu Süleyman Bey: yoksulluk, tarımsal nüfusun yüksekliği, sosyal güvenlik. Çok ilginçtir, kendisi buna hiç değinmiyordu ama, bu sorunların her üçü de büyük ölçüde zatı alilerinin eseriydi. Yıllarca “ek ne verirse ben beş fazlasını veririm” diyerek köylünün her kaldırdığı ürünü yüksek destekleme fiyatlarıyla, zararı Ziraat Bankası ve Hazine’ye yükleyerek alan, köylüyü toprağına bağlayan, tarımsal istihdamın hâlâ %30 civarında kalmasına katkıda bulunan kendisinden başkası değildi. 1970’lerde ve 1990’larda emeklilik yaşını düşürerek, prim sistemini bozarak sosyal güvenli sistemini felç eden de kendi ekibinden başkası değildi. Eğer sosyal güvenlik açığı olmasaydı geçen yıl bütçe %2 açık değil, %3 fazla verecekti, bu yıl bütçe fazlası daha da yüksek olacaktı. En son tesadüf ettiğimde Süleyman Bey cari açık ve kamu borçlarının yükseldiğinden bahsediyordu. Cari açığın temel sebebi büyümek isteyen, ara malları bakımından dışa bağımlı bir ekonomide iç tasarrufların düşüklüğüdür; Türk halkını daha fazla tasarruf etmeye ikna edemedikçe ve büyüme hedefinden vazgeçmedikçe cari açık kaçınılmazdır; çok şükür ki, yabancı sermaye girişleri sayesinde cari açık fazlasıyla kapatılabilmektedir. Türk parasını aşırı değerlendirecek ve ihracatçıları isyan ettirecek düzeyde döviz arzında bolluk söz konusudur, kendi dönemindeki gibi “Hazine yetmiş sente muhtaç” değildir.

Toparlamak gerekirse, ekonomi bugün yakın tarihte hiç olmadığı kadar iyi durumdadır. 2001 krizi sonrasında cari açık dışındaki bütün makro göstergelerde fevkalade ciddi iyileşmeler olmuştur. Enflasyon düşmüş, nominal ve reel faizler gerilemiş, yabancı sermaye girişleri anormal düzeyde artış kaydetmiş, yatırımlar artmış, ekonomik büyüme hızlanmış, kişi başına gelir katlanmış, işsizlik oranı düşmüş, ihracat katlanmıştır. Ekonomide ve siyasetteki atraksiyonları sayesinde Türkiye bölgede ve dünyada da daha itibarlı, daha sözüne kulak verilir bir ülke haline gelmiştir. Birtakım kriz tellallarının ve halkı sokağa dökmek isteyen karanlık derin odakların derdi, İttihat ve Terakki günlerinden beri bu ülkenin ufuklarını karartan, milleti adam yerine koymayan, iktidarı belirli bir mutlu azınlığın tekelinde tutmak ve Müslüman mahallesinde salyangoz satmak isteyen zihniyetin giderek marjinalleşmesi, ayrıcalıklarını birer birer kaybetmesi ve iktidardan düşüyor olmasıdır. Bu ülkenin geleceği parlaktır, kriz tacirlerine inat ekonomi gayet parlak bir tablo sergilemektedir. Soğukkanlı ve vakur biçimde yola devam etmek, çok çalışmak, çalışkanlığı ve verimliliği ödüllendirecek politikalara devam etmek gerekmektedir.