Prof. Dr. Mustafa Acar
  Kırıkkale Üniversitesi
  İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
  İktisat Bölümü
  info@mustafaacar.com
  Kırıkkale Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Ankara Yolu 7. km 71450 KIRIKKALE
Görsel Tasarım, Oğuz Çetin
Programlama alt yapısı, Erdem UĞUR
MAKALELER ESERLER ÖZGEÇMİŞ GÜNDEM İLETİŞİM LİNKLER
ARAMA :  
CHP Solcu, Sosyal Demokrat ve “İlerici” bir Parti mi?
22.07.2007


- Hocam, son zamanlarda CHP’nin ne menem bir parti olduğu konusunda kafam biraz

karışık; size bu konuda birkaç sual sorabilir miyim?

- Elbette, Çekirge.

- İddiaya göre CHP cumhuriyetçi ve halkçı, hatta solcu, sosyal demokrat ve dahi ilerici

bir parti imiş. Son zamanlarda önce Meclisi sonra Anayasa Mahkemesini tehdit, zinde

güçleri darbeye davet, “uzlaşma” adı altında Meclis dışından bir cumhurbaşkanı

dayatma gayretlerini görünce, solculuk, sosyal demokratlık, ilericilik, halkçılık vs.

konularda biraz zatı alinizden, biraz da bu konularda mürekkep yalamış ‘erbabı

mütalaa’dan öğrendiğim kadarıyla CHP’nin halkçı, cumhuriyetçi, solcu, sosyal demokrat

veya ilerici bir parti olmadığını düşünmeye başladım, ne buyurursunuz?

- Hmm, aferin Çekirge, biraz geç de olsa kafanın karışması hayra alamet. Kafanın

durulması için önce biraz karışması iyidir. Kuşkularında pek haksız sayılmazsın evlat. -

Biraz açsanız hocam?

- Şimdi bak evlat, “Heratlı eski üstadlar”ın minyatür sanatının ne manaya geldiği

üzerine derin felsefe yaptıkları, “Raviyanı ahbar ve nakilanı asar”ın bazen hayretü

minnetle, bazen de nefretü ibretle roman sayfalarında dehşetengiz kıssalar hikayet ve

rivayet ettikleri devirlerde, Türkiye’li bazı üstadlar da bu Cumhuriyet Halk Partisi’nin

ne yandan bakılsa bir “hilkat garibesi”ne benzediğini söylerlerdi de inanasım gelmezdi.

Aradan zaman geçtikçe, köprülerin altından sular aktıkça, Türk demokrasisinin

üzerinden darbeler geçtikçe ben de aynı kanaate vardım diyebilirim. Türkiye’nin

yetiştirdiği en değerli münevverlerden biri olan, Allah rahmet eylesin, aramızdan biraz

zamansız ayrılmış olan rahmetli İdris Küçükömer taa 1960’ların sonlarında “II.

Abdülhamit’ten beri süregelen kavgada ‘ilerici’ görünenler gerçekte gerici, ‘gerici’

görünenler de gerçekte ilericidir” demişti de, kızılca kıyamet kopmuştu. - Nasıl yani

hocam?

- Biraz sabret evlat, bu konuya tekrar döneceğim, ama önce şu CHP’nin cumhuriyetçiliği

ile halkçılığı meselesini, sonra da zikredilen öteki sıfatlarını ele alalım. - Lutfedersiniz

hocam.

- Eğer bunca yıldır yaladığımız mürekkebin biraz hatırı varsa, denebilir ki, ufak

kesintileri bir kenara bırakır da 80 küsur yıllık tarihine bir bütün olarak bakacak olursak

CHP’nin nasıl adının veya kendisine yakıştırdığı sıfatların ne kadar uzağında olduğu

görülecektir.

- İsterseniz parça parça gidelim hocam, zaten kafam karışık, iyice karışmasın. İlk sorum

şu: CHP “cumhuriyetçi” bir parti midir?

- Elcevap: Hayır.

- Nasıl yani?

- Eğer “cumhur” çoğunluk demekse, dolayısıyla cumhuriyet “çoğunluk rejimi” ise,

binaenaleyh cumhuriyetçi bir partinin çoğunluğun tercihlerine saygılı bir parti olması

gerekiyorsa, CHP cumhuriyetçi bir parti değildir. Dahası, hiçbir zaman da olmamıştır,

ne tek parti döneminde, ne de çok parti döneminde.

- Anladım hocam, peki CHP “halkçı” bir parti midir?

- Elcevap: Hayır.

- Nassı yani?

- Ankaralı Namık’ın kaseti gibi konuşma Çekirge, “nassı” denmez, “nasıl” denir!

- Özür dilerim hocam, “nasıl yani?” demek istemiştim, dilim sürçtü.

- CHP halkçı bir parti değildir, çünkü halkçı bir partinin halkın taleplerine cevap vermesi,

halkın tercihlerine saygılı olması, yöneticilerinin halktan biri gibi olmaları beklenir. Oysa

CHP kurulduğu günden beri kendisini halkın üstünde, halkı da eğitilip adam edilecek,

“çağdaşlaştırılacak” bir kalabalık yığını olarak görmüştür. CHP’li bazı devletlülerin ilk

devirlerde halkı Ankara’nın bazı mutena semtlerine sokmadığı rivayet edilir; onların

torunları da deniz kıyısı ve parklar gibi dinlenme mekanları ve piknik alanlarında halkı

görmeye tahammül edemiyorlar.

- Bir de şu solculuk meselesine gelsek?

- Değerli romancı İhsan Oktay Anar’ın dilimize kazandırdığı nefis deyimle, “raviyanı

ahbar ve nakilanı asar” bazen yaşamış gibi, bazen de yaşamışlardan işitmiş bir eda ile

hikayet ve rivayet ederler ki, solculuk-sağcılık meselesinin aslı Fransız Devriminden

sonra oluşan Meclis’te kimlerin Kralın—veya oradaki zevatın en ileri geleninin—sağına,

kimlerin de soluna oturduğuna dayanmaktadır. O zaman değişimden ve özgürlükten

yana olanlar Kralın soluna oturduğu için bunlara “solcu”; statükodan, eskinin

devamından yana olup özgürlük ve değişime karşı çıkanlar ise devletlünün sağına

oturduğu için bunlara da sağcı denmiştir. Gel gör ki Türkiye’de CHP daima değişimden

korkan, özgürlük taleplerine “rejim korkusu” nedeniyle karşı çıkan, statükodan yana

tavır alan, devletçi ve seçkinci bir çizgi izlemiştir. Buna karşılık değişimci ve

özgürlüklerden yana tavır almış olan partiler DP, AP, ANAP ve AKP gibi hep merkez

sağdan çıkmıştır. Bu anlamda CHP’nin solcu bir parti olmadığı açıktır. Belki de bu

yüzden Türkiye’de sağcı ve solcu kavramlarına takla attırmak gerekmektedir.

- Ya CHP’nin sosyal demokratlığına ne buyurursunuz hocam?

- O da bir başka faciadır Çekirge. Sosyal demokrasi sosyalizm ile demokrasinin

sentezlenmesinden meydana gelmiş bir siyasi ideolojidir. Özü itibariyle sosyalizmin

eşitlik ve sosyal adalet gibi ideallerinin demokratik yollarla gerçekleştirilmesini amaçlar.

Sosyalizmin en büyük derdinin, sömürü düzeni olduğunu iddia ettiği kapitalizmi

devirmek, sermayedar sınıfı tahtından indirip proleteryayı iktidara getirmek olduğu

dikkate alınınca, sosyal demokrasi bir işçi sınıfı ideolojisi olma eğilimindedir. Sosyal

demokratların bu anlamda emeğin hakkını korumaları, toplumun orta-altı ve yoksul

kesimlerinin dertlerine çare üretmeleri beklenir. Sosyal demokrasinin yakın tarihteki

tipik temsilcileri İngiliz İşçi Partisi ile Alman Sosyal Demokrat Partisi olmuştur. Onlarla

karşılaştırınca maalesef CHP’nin bir sosyal demokrat parti olduğunu kabul etmek

mümkün değildir. Zaten Türk halkı da böyle düşünüyor olmalı ki, CHP onlarca yıldır

işçilerden, emekçilerden, gecekondu halkından, köylülerden, dar ve sabit gelirlilerden,

yoksullardan oy alamamaktadır. Sözde sosyal demokrat bir partinin esas itibariyle kentli

zenginler ve taşralı eşraftan, iktidar seçkinleri ve tuzu kuru kesimlerden oy alması, ama

asıl toplumsal tabanı olması beklenen işçi ve köylü kesiminden oy alamaması oldukça

manidardır.

- Valla hocam Orhan Abimin “Hangi dala el attık da kurumadı ki..” vecizesi misali

CHP’nin hangi güzel sıfatına el atsak elimizde kalıyor. Şu ilericilik meselesine ne

diyorsunuz?

- Şimdi Çekirge “ilericilik” çok netameli, tartışmalı bir kavram; bu ilericilik-gericilik

kavramlarını dillerine pelesenk edenler genellikle tarihin düz bir çizgi üzerinde

ilerlediğini, geçmişe ait ne varsa kötü ve geri, bugüne ait ne varsa iyi ve ileri olduğunu

varsayarlar, ki bu bir yanılsamadır. Dün de iyi ve kötü şeyler yanyana vardı, bugün de

var, yarın da olacak. Bu anlamda ilericilik-gericilik kavramsallaştırması ideolojik

üstünlük kurma heveslilerinin bir hüsnü kuruntusundan ibarettir. Buna rağmen, haydi

tartışmanın hatırı için, diyelim ki ilericilik-gericilik diye bir şey gerçekten var. O zaman

da CHP’nin ilerici bir parti olmasına imkân yok; çünkü CHP’nin temsil ettiği veya

savunduğu devletçilik, baskıcılık, demokrasi düşmanlığı, otoriteryenizm, dışa

kapanmacılık, özgürlük hasımlığı ve değişim karşıtlığı gibi fikir ve tutumlar bugünü

değil, eskiyi, geçmişi, faşist tek parti rejimlerini karakterize eden fikir ve tutumlardır. Bu

anlamda CHP ilerici değil, maalesef gerici bir partidir. Korkarım bu durum, bazı üç

kuşak öteden CHP’li iyiniyetli değerli aydınların ileri sürdüklerinin aksine, şimdiki genel

başkan Deniz Baykal’ın şahsına bağlı bir durum değil; Baykal’dan önce de CHP’nin

durumu esas itibariyle böyleydi. Zaten rahmetli İdris Küçükömer 1960’lı yılların sonu

ve 1970’li yılların başında “Düzenin Yabancılaşması” adlı bence çok önemli eserinde

Türkiye tarihindeki “ilericiler”le “gericiler”in yer değiştirmesi gerektiğini, İttihat ve

Terakki, ilk Meclis’te Birinci Grup, Cumhuriyet Halk Fırkası ve daha sonra da CHP’nin

gerici; Abdülhamit, ilk Meclis’te İkinci Grup, Demokrat Parti ve Adalet Partisinin (o

zamanlar henüz ANAP ve AKP yoktu!) de ilericileri temsil ettiğini söylediğinde henüz

sahnede Baykal falan yoktu. CHP’nin sorunu zihniyetle ilgili, kişilerin katkısı bir dozaj

ve üslup farkı yaratabilir, ama niteliksel bir fark değil.

- Çok teşekkür ederim Hocam; sanırım “anladım ben onu!” Mevzu ilginç de hocam,

nasıl desem, dostun düşmanın bizim Osman’ın mesaisini fazla meşgul etmemek

açısından diyorum, şey etseniz, toparlasanız, tam süper olacak!

- Haklısın evlat, milletin tek derdi bizim muhabbetimizi takip etmek değil ya, herkesin

işi gücü var; binaenaleyh kısa keselim, Aydın havası olsun. El hasılı vel kelam, evlat,

CHP adının söylediğinin aksine cumhuriyetçi de değildir, halkçı da; parti ileri

gelenlerinin ileri sürdüklerinin aksine bu parti solcu da değildir, sosyal demokrat da, ve

dahi—eğer öyle bir şey varsa—“ilerici” de değildir. Bireye karşı devletin, sivillere karşı

askerin, demokrasiye karşı darbenin, özgürlüğe karşı yasakların ve baskıların, değişime

karşı statükonun yanında saf tutan, seçilmiş Meclisin de halkın da cumhurbaşkanı

seçmesine karşı çıkan, zinde güçleri kışkırtarak siyasi kriz yaratıp sonra da suçu

başkasına atan, yıllardır işçi-köylü-yoksul kesimden destek görmeyen bir parti yukarıda

sayılan sıfatların hiçbirini hak etmiyor demektir. Tam seçim öncesi kimsenin moralini

bozmak istemem ama, bu kafayla gittiği sürece bu partinin “kıyametin sonuna kadar”

Türkiye halkından tek başına iktidar vizesi alabilmesi muhaldir. Liderlerin değişmesi

yetmez evlat, zihniyet değişmeli, zihniyet